DAİŞ’i yenen gerilla insanlığı büyük bir beladan kurtardı (2. Bölüm)

DAİŞ’i yenen gerilla insanlığı büyük bir beladan kurtardı (2. Bölüm)

 

 

Bu toplumsal diriliş döneminin ardından daha sonraki yıllara gelecek olursak; Rojava, Şengal, Maxmur, Kerkûk gibi alanlarda başta DAİŞ olmak üzere her türden gericiliğe karşı yürütülen gerilla mücadelesi ve deneyiminin Kurdistan Özgürlük Gerillası açısından önemi ve sonuçları hakkında neler dersiniz?

DAİŞ, selefi çizgisine dayanan, İslamiyet’i çarpıtarak tamamen farklı bir bakış açısıyla değerlendiren, yeni bir İslam çizgisini oluşturan bir yapıdır. Kendisi dışındaki herkesi din dışı, kafir biçiminde yorumlamış, bu kafir dediği güçlere karşı savaşmanın sevap olduğu fetvasını vererek, o savaşta ölen kişilerin doğrudan cennete gideceğine insanları inandırmıştır. Her DAİŞ militanı veya savaşçısı, öldüğünde cennete gideceğini düşündüğü için bu yapıya büyük oranda ölüm korkusu aştırılmıştır. Bunun yanında DAİŞ, güçlerini oldukça eğiten, onlara branş eğitimi veren ve onları uzmanlaştıran bir askeri yaklaşıma da sahiptir. Komutasının bir kısmı daha önceden Afganistan’da savaşmış, tecrübe kazanmış; yine önemli bir kesimi de 2003 yılından sonra Irak’taki savaşta tecrübe kazanmış kişilerden oluşuyordu. Dolayısıyla hem ölümden fazla korkmama, hem uzmanlık ve savaş tecrübesi DAİŞ’i etkili bir askeri güç haline getirmişti.

Bu yapı, aynı zamanda insanların kafasını keserek vahşet saçan bir örgüt imajını da yarattı. Bu konuda sanal medyayı oldukça etkili kullandı. Dehşet saçan, önüne geçilemez, el attığı her yeri fetheden bir örgüt imajı yarattı. İlk önce Suriye’de muhalif-İslami örgütlerin elindeki kimi alanları aldı. Bununla da kendisini güçlendirdi. Öyle bir düzey ve imaj yarattı ki, hiçbir ordu ve hiçbir güç karşısında duramazmış gibi bir hava yarattı. 30 bini aşkın silahlı askeri gücün koruduğu Musul’a 800 kişiyle girdi ve 24 saat içerisinde şehri teslim aldı. Yani DAİŞ böyle bir yapıydı. Bu yapı karşısında paralı askerler veya çok ciddi bir inanç, kararlılık ve askeri performansa sahip olmayanlar duramazdı, savaşamazdı. Nitekim bunun için de gittiği her yerde sonuç alıyordu. Böyle bir yapı karşısında ancak kararlı, ideolojik derinliği olan ve askeri formasyonu bulunan bir güç durabilirdi. Dolayısıyla ancak Önder Apo’nun ideoloji ve felsefesi temelinde eğitilen ve fedai bir ruh kazanan, aynı zamanda belli bir düzeyde savaş tecrübesi ile uzmanlık düzeyi de bulunan Kurdistan Özgürlük Gerillası DAİŞ’i durdurabilirdi. Nitekim öyle de oldu.

DAİŞ Şengal’e saldırdığında oradaki Irak ordu gücü de pêşmerge gücü de canını kurtarırcasına Şengal’den kaçıyorken gerilla da daha önce oraya giden ve direnen ilk birime ulaşmak için koşarak bir an önce Şengal’e ulaşmayı hedefliyordu. Tam fedai tarzda, her şey göze alınarak gerçekleştirilen bu müdahale ile DAİŞ Şengal’de durduruldu. İlk etapta Şengal Dağı’na sığınan insanlarımızın ve dağın savunmaya alınması esas alındı. Bu DAİŞ’e karşı ilk bir çıkış ve DAİŞ’i ilk durdurma pratiğiydi. Onun için bir Amerikan heyeti dört helikopterle Şengal’e indirme yaptı; herhalde bu DAİŞ’i durduran gücü tanımak istediler. O zaman onları karşılayan değerli komutan Egîd Civyan yoldaşa gelen heyetin komutanı, ‘siz kimsiniz’ diye soruyor. Egîd arkadaş ise kim olduklarını ve Önder Apo’yu anlatıyor, Kurdistan savaşçıları olduklarını söylüyor. Bunun karşısında adam, “siz dolaylı PKK misiniz, yoksa doğrudan PKK misiniz?’ diye soruyor. Arkadaş da ‘doğrudan PKK’yiz’ diyor. Böylece bu müdahalenin PKK tarafından yapıldığını öğreniyorlar. 3-4 saat oralarda kalıp inceleme yaptıktan sonra tekrardan uçup gittiler ve bir daha dönmediler, herhangi bir destek de sunmadılar. ABD güçleriyle ilk karşılaşmamız böyle olmuştu.

Aynı şey Maxmur’da da oldu. Örneğin Maxmur ile Musul arasında 22 kasaba düzeyinde yerleşim alanı vardı. Hiçbir yerde DAİŞ’e karşı tek bir mermi bile sıkılmadan hepsi teslim oldu. DAİŞ’e karşı o hatta ilk mermi Maxmur Mülteci Kampı’nda sıkıldı ve DAİŞ’in ilerleyişi de orada durduruldu.

Aynı şey Kerkûk’te de oldu. Burada gerillanın katalizör bir rolünden söz etmek gerekiyor. DAİŞ’e karşı direnişin örülmesinde, örgütlenmesinde Kurdistan Özgürlük Gerillası bir maya rolünü oynadı. Örneğin; DAİŞ Kerkük’ü çok almak istiyordu; çünkü Kerkük’ün hem siyasi bir özelliği vardı hem de petrol yatakları vardı. Bunun için kapsamlı saldırılar yapıyordu. Her kapsamlı saldırı yapıldığında, sayıları binlerce olan pêşmerge güçleri biraz çatışarak o dehşetli saldırılar karşısında çekilmek durumunda kalıyordu ama orada mevzide bulunan birkaç takımlık gerilla gücü ise çekilmiyordu, çatışarak direnmeye devam ediyordu. Çekilen pêşmerge komutanları ve pêşmergeler geriye bakıp, gerillaların geri çekilmediğini, çatışmaya devam ettiğini görünce, ‘demek ki insan direnebiliyor, DAİŞ’i durdurabiliyor’ diye düşünerek birkaç saat sonra onlar da cesaret alıp tekrar dönüyorlardı ve çatışma pozisyonuna giriyorlardı.

Gerilla hiçbir yerde DAİŞ karşısında geri çekilmemiştir. Kuşkusuz savaşlarda geri çekilme taktiği vardır ama gerilla DAİŞ’e karşı böyle bir taktik uygulamadı. Aynı şey Maxmur’da da oluyordu. Kaç kez DAİŞ’in saldırıları karşısında aşağıdaki Maxmur kasabasında bulunan pêşmerge güçleri, orayı bırakıp Hewlêr’e doğru çekildiler ama 1-2 gün sonra PKK gerillalarının Maxmur Kampı’nı koruduğu, Qereçox sırtlarını tuttukları ve cephede savaştıkları bilgisini duyunca tekrar kendilerini toparlayıp döndüler. Maxmur’da da bu birkaç kez böyle tekrarlandı. Yani burada gerillanın DAİŞ’e karşı savaşı geliştirmede bir maya olduğu, cesaret verdiği ve toparlayıcı bir rol oynadığı açık ortadadır.

Yine DAİŞ’in Kobanê’ye saldırısı sürecinde, artık Kobanê için ‘düştü düşecek’ denildiği günlerde, gerçekten Kobanê düşme aşamasına gelmişti. Ama o zaman Önder Apo’nun seferberlik çağrısı vardı. Gerilla güçleri bunu kendisi için bir talimat gibi algıladı. Kobanê’ye kapsamlı bir müdahale olmaması halinde düşeceği de açık ortadaydı. Sanıyorum, 1 Ekim gününe denk gelen bir toplantıda “Kobanê’nin düşmesine müsaade edilecek mi edilmeyecek mi; eğer edilmeyecekse birkaç takımın takviyesiyle bu olamaz; ilk etapta en az 400 kişilik bir gerilla gücünün müdahale etmesiyle düşüşü önlenebilir” denildi. Bu temelde Kobanê’nin düşmesinin önüne geçilmesi kararı alındı. Bunun için de kapsamlı bir müdahale ve planlama gündeme girdi. Özellikle DAİŞ’in o kapsamlı saldırısının normal savaşçı güçlerle durdurulamayacağı bilindiği için en tecrübeli gerillaların bulunduğu Botan, Amed, Garzan, Erzurum gibi alanlardan doğrudan Kobanê’ye gerilla takımları yönlendirildi. Bu temelde Kobanê’nin düşüşünün önüne geçilen uzun bir direniş süreci geliştirildi. Eğer böyle kapsamlı bir müdahale olmasaydı kuşkusuz düşerdi. Zaten düşmesine az kalmıştı. YPG-YPJ güçleri direniyorlardı fakat hem sayıları azalmıştı hem de DAİŞ’in o üç koldan tanklarla kapsamlı bir biçimde sürdürdüğü saldırı karşısında başarılı olmak öyle kolay bir şey değildi. YPG’nin tecrübesi ve yoğunluğunun o dönemde buna yetecek düzeyde olmadığı açıktı. Büyük bir fedakarlık vardı ama müthiş bir dengesizlik de vardı. O açıdan gerillanın oraya müdahalesi ve güçlü takviyeler yapılması temelinde oradaki direniş adım adım yükseltilerek DAİŞ’in işgal ettiği yerler tekrar karşı saldırılarla adım adım geri alındı.

 

DAİŞ de hiçbir yeri bırakmıyordu. DAİŞ’in savaş anlayışında geri çekilme taktiği yoktur. Mesela bizde vardır ama biz DAİŞ karşısında geri çekilmeyi bilinçli olarak gerçekleştirmedik. Çünkü halka, DAİŞ’e karşı savaşan güçlere ve pêşmergeye moral vermek gerekiyordu. Ama DAİŞ’in tarzında bu yoktur. Zaten belki de DAİŞ’in savaşa yaklaşımındaki en temel yetersizliği, geri çekilme taktiğini kullanmayı hiç bilmemesidir. O yüzden her evden onu öldürerek veya kaçmaya zorlayarak çıkarmak gerekiyordu. Kendiliğinden bırakmıyordu.

İşte o zaman basına da açıkça ifade edildi; “Kobanê’de ev ev çatışmalar sürecek, Kobanê bir Stalingrad olacak ve Kobanê düşmeyecek” denildi. Bu o zaman basında açıkça ifade edilmişti. Yine “Kobanê direnişi zafer kazanacak ve bu zafer DAİŞ’in yenilgisinin başlangıcı olacaktır. Bu DAİŞ’i bitirecektir” sözleri de o zaman ifade edildi. Sonradan bunların hepsinin gerçeğe dönüştüğü biliniyor. Aslında Kobanê’de DAİŞ’in hurafelerle güçlerini donattığı ideoloji ile PKK’nin ideolojisi çatıştı. Ve burada PKK’nin ideolojik iradeleşmesi zafer kazandı. Yaşanan şey buydu.

Kısacası, Kurdistan Özgürlük Gerillası’nın DAİŞ’in yükselişine karşı Önder Apo’nun perspektifleriyle gerçekleştirdiği bu müdahale, insanlığı büyük bir beladan kurtarmıştır. Doğru; çeşitli güçler DAİŞ’e karşı savaştı; sadece biz savaşmadık ama belirttiğimiz gibi bizim savaşımız herkese cesaret verdi, teşvik edici oldu ve bir öncü rol oynadı. DAİŞ’in yenilgi sürecinin başlatılmasında bunun çok belirgin bir yeri vardır. Bu tarihi bir gerçekliktir. Bu, PKK’nin enternasyonalist bakış açısından hareketle tüm insanlık için yaptığı büyük bir hizmettir.

Aynı zamanda bu, insanlık açısından büyük kazanımları sağladı. Kürt halkı ve hareketimiz için de önemli kazanım ve sonuçları açığa çıkardı. Fakat bu kolay olmadı. Çok değerli komutanlarımızı, militanlarımızı, fedailerimizi bu müdahalede şehit verdik. Başta Kobanê ve Şengal olmak üzere yüzlerce şehidimiz vardır bu mücadelede. Ama belirttiğimiz gibi hem insanlık adına, hem halkımız adına ve hem de hareketimiz için önemli kazanımları da oldu. Güçlerimiz için de tabii ki tecrübe arttırıcı sonuçlara yol açtı. Güçlerimiz daha farklı zeminlerde savaşma kabiliyetini sınamış oldu. Kuşkusuz burada gerillanın taktik kabiliyeti daha da arttı ve derinlik kazandı.

Ancak şehir ve sivil yaşam alanlarına giden ve orada bir süre kalan arkadaşlarda bu ortamın yarattığı kimi alışkanlıkları da edinme durumu yaşanmıştır. Tekrar temel mücadele alanı olan dağ alanına çekilen güçlerde bu gibi alışkanlık ve disiplin zayıflığı ile keyfiyet diyebileceğimiz yetersizlikler gözlenmiştir. Yine de genel olarak güçlerimizin çok yönlülüğünü artırma ve taktik manevra kabiliyeti bakımından da önemli tecrübelerin de sağlandığı bir gerçektir.

PKK’nin mücadelesi açısından toplumsal öz savunmanın önemi konusunda neler dersiniz?

Tarih içerisinde öz savunmaya sahip olmayan topluluklar varlıklarını koruyamamış, bir şekilde ya erimiş ya da köleliğe tabi tutulmuşlardır. Yani bir toplumun, kültürel bir yapının varlığını koruyabilmesinin olmazsa olmazı öz savunmadır. Tarih boyunca Kürt halkı daha çok aşiret ve konfederasyon örgütlenmesine dayanarak öz savunmasını yapmıştır. Kurdistan’ın hemen her bölgesinde kendine özgü aşiret veya birkaç aşiretin bileşiminden oluşan konfederasyonlarca, örgütlü silahlı yapılar ve güçler tarafından alan ve toplumsal varlık koruma altına alınmıştır. Tabii bugün o aşiret formu yoktur. Dolayısıyla bugün daha modern yöntemlerle bir öz savunmaya ihtiyaç vardır.

Kurdistan Özgürlük Gerillası, esasında bir öz savunma gücüdür fakat bir üst ve resmi savunma gücüdür. Dolayısıyla her yerde toplumun içinde değildir; her yere ulaşma imkanı yoktur. Bu nedenle toplum her yerde, her köyde, her mahallede, her şehirde mutlaka farklı bir öz savunma yapısına sahip olmalıdır. Esasen sivil ama koşullar gerektirdiğinde de yarı sivil yarı askeri bir biçimde savunma görevini yürütebilecek bir yapılanmaya ihtiyaç vardır. Bu gereklidir.

Biz öz savunma çalışmaları için ‘stratejinin stratejisi’ dedik. Çünkü gerçekten Kurdistan’da halkımızın varlığını sürdürmesi için öz savunma örgütlenmesi çok önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle çağımızda gelişen yüksek teknoloji, hedeflere güdümlü füzelerin yapılmış olması, hava gücünün devasa bir biçimde gelişme durumu karşısında bütün dünyada, görülmeyen orduların rolü daha fazla öne çıktı. Yani sivil savunma biçiminde, yeri yurdu belli olmayan, toplum içinde olan savunma güçlerinin rolü artmış bulunuyor. Neden? Çünkü resmi olan güçler her zaman o sözünü ettiğimiz teknikle hedeflenebilirler. Fakat toplum içinde olan, yeri yurdu bilinmeyen, her birinin normal görünüşte kendi evinde, işinde gücünde olduğu bir savunma yapısının rolü daha da arttı. Bir de toplum doğası gereği, toplumun kendi kendini savunma refleksi olarak doğal bir biçimde şekil kazanan ve toplumsal yaşamla bütünleşen bir yapıdan bahsediyoruz. Yani mutlaka özel örgütlenmiş bir şeyden ziyade, doğal olarak varlığın sürdürülmesi için şekillenen bir yapı gereklidir. Bunun için biz stratejinin stratejisidir dedik ve gerçekten öyledir.

Bu açıdan halkımız da, özellikle genç kadınlar ve genç erkekler kendi işinde gücünde iken de öz savunma görevinde rol oynayabileceklerini düşünmeli, herkes bu konuda sorumlu yaklaşımı esas almalı. Diyelim bir mahalleye karşı saldırılar oluyor; topluma saldırılar oluyor; uyuşturucu madde yaydırılıyor; özel savaş elemanları var; fuhuş yaydırılıyor; ajanlaştırma geliştiriliyor. Burada toplumu korumak, temiz tutmak için toplumun bir öz savunmaya ihtiyacı vardır ama bunun illa resmi, ‘filan kes öz savunmadır, filan kes görevlidir’ biçiminde olması söz konusu olamaz. Mahalle ya da köyün halkı, yine gençliği kendi içinde doğal bir biçimde örgütlenerek sivil yöntemlerle öz savunmasını yapabilmelidir. Yani mahalleyi bozan, mahallenin ahlakına, kültürüne ters düşen kişilere karşı tavır geliştiren çalışmalar da bir tür öz savunmadır. Halkımız bunu mutlaka yapmalı.

Öz savunma mutlaka silahlı olur biçiminde bir kural yok mu?

Adı üzerinde, sivil bir savunmadır. Bazen gerekli olduğunda yarı askeri yarı sivil olabilir ama çoğu zaman hiç de askeri olmayabilir. O yereldeki değerleri koruma, ortak çıkarları esas alan bir mücadeleyi geliştiren, köye ya da mahalleye karşı herhangi bir yönelim karşısında toplumsal gücüyle duran, kendini bu biçimde örgütleyerek bir güç haline getiren, doğal bir örgütleme olarak gelişen yapılanmalara gitmek lazım. Yani eskiden aşiret formunun yarattığı boşluk bu tarzda modern bir dayanışma yapılanmasıyla doldurulmazsa burada açılan gediklerde özel savaş taktikleri de sürekli bir yönelim halindedir ve bu yönelimler sonuç alır. Toplumu dağıtır, toplumun ahlakını, kültürünü, değerlerini bozar, ayaklar altına alır; böylece toplumu toplum olmaktan, güç olmaktan çıkarır. Nitekim şimdi tüm sömürgeci-soykırımcı uygulamaların amacı Kürt halkını her yerde halk olmaktan, irade ve güç olmaktan çıkarmaktır. Bütün yönelimler buna dönüktür. Buna karşı toplumun kendini savunması gerekmektedir. Özel savaşın hedefinde en çok gençler ve kadınlar vardır. Değişik biçimlerde bu kesime karşı her gün saldırılar vardır. Dolayısıyla buna karşı örgütlemede en çok kendini sorumlu görmesi gerekenler de toplumun öncüsü konumundaki gençlik ve kadın yapılarıdır. Başta kadın ve gençlik kendini ve toplumu savunmayı belirttiğimiz çerçevede öz savunma duygusuyla dayanışarak, bir araya gelerek yapabilir. Bu öz savunmanın çeşitli aşamaları vardır: Belirttiğimiz gibi sivil öz savunma faaliyeti; onun bir üst aşaması yarı sivil-yarı askeri biçime dönüşmüş düzeyi ve en ileri düzeyi de gerilla olma tarzında toplumumuzun kendini mutlaka gelişen saldırılar karşısında savunabilmesidir. Bunun da ancak belirttiğimiz bu araçlarla, yani örgütlenmelerle gerçekleşmesi mümkündür.

Kurdistan Özgürlük Gerillası, çıkışında, kendisinden önceki deneyimlerden nasıl faydalandı? Tarihsel gelişim içerisinde ele alındığında Demokratik Modernite Gerillası’na gelinen süreçte ne gibi değişimler yaşandı?

Çin Devrim pratiğinde uzun yıllara dayalı tecrübelerden hareketle devrimin büyük önderi Mao Zedung tarafından Uzun Süreli Halk Savaşı Stratejisi ve gerilla savaşının teorileştirilmesi gerçekleştirilmiştir. Bu temel stratejiye dayalı olarak daha sonra gelişen Kuzey Vietnam Savaşı, yine Küba, vb. birçok yerde büyük başarılar elde edilmesi, en sonda da 1970’lerde Güney Vietnam’da gerillanın süper bir güç olan ABD karşısında zafer kazanması, bütün dünyada ve özellikle de sol-sosyalist-devrimci güçlerde büyük bir heyecan yaratmıştı. Aynı heyecanın etkisi Türkiye ve Kurdistan devrimi üzerinde de güçlü bir biçimde yaşanmıştı. Bu temelde Kurdistan’da gelişen gerilla hareketi, daha çok Çin ve Vietnam devrimlerinde gelişen gerilla tarzından esinlenerek format kazanmıştır.

Ancak Önder Apo genelde devrim bilimini dahiyane bir biçimde Kurdistan’a uyguladığı gibi, Uzun Süreli Halk Savaşı Stratejisi ve gerilla savaş tarzını da aynı yaratıcılıkla Kurdistan koşullarına uygulayan bir tarzı geliştirdi. Yani diğer ülkelerin tecrübelerini kalıp gibi ele alıp olduğu gibi uygulamaktan ziyade, Önder Apo’nun geliştirdiği yorum tarzının ülkenin somut koşullarına uygunluğu çerçevesinde Kurdistan’a özgü bir gerillanın gelişiminden söz etmek gerekiyor. Çünkü ülke koşulları farklıdır. Kurdistan koşullarına en çok benzeyen ülke Vietnam’dır. Vietnam’da devrimin öncü gücü olan Vietnam İşçi Partisi ile hiç ilişkisi olmayan yurtsever insanlar da gerillada komutan olabiliyor hatta generalliğe kadar bile yükselebiliyorlardı. Biz bunun Kurdistan’da da geliştirilebileceğini düşünerek Kurdistan’da defalarca denememize rağmen bir türlü başarılı olamadık. Kurdistan toplum koşullarında Apocu kültürü almayan bir kişinin komutanlık yapamayacağı uzun uygulamalar ardından pratikte görüldü. Yani güven kaynağı partili olmadır. Kurdistan toplumunda salt yurtsever olmakla güçlü bir iradeyi açığa çıkarma fazla gelişmiyor, karşılığını bulmuyor. Böyle toplumsal psikolojinin ve şekillenmenin farklılığı vardır.

Bütün farklılıklara rağmen 1984’den 2000 yılına kadar Kurdistan Özgürlük Gerillası daha çok Çin ve Vietnam modelini esas alıyordu. Her ne kadar Önderlik bizzat binlerce kadroyu eğiterek gerillanın ideolojik formasyonunu Kurdistan koşullarına göre uyarlayarak daha zorlu ve daha iradeli bir gerilla yetiştirmeyi öngörmüş olsa da yine de benzerlik de fazlaydı. Bu temelde Kurdistan gerillasının ideolojik-politik karakterini güçlendiren Önderliğin yoğun gelişen çabaları belli bir düzeyi yaratmış olsa da Kurdistan gerillası 2000’lere kadar klasik bir halk ordusu durumunu fazla aşamadı. Önderlik de Roma sürecindeyken bu konuyla ilgili kamuoyuna açık eleştiriler yapmıştı. Partileşmede ilerlemeyen, geriye çeken, çizgiyle oynayan grupçu yaklaşımlar Parti çizgisini sürekli muğlaklaştıran anlayışlar da saflarda vardı. Bunlar, eyaletçilik, grupçuluk, vb. şekillerde kendisini yansıtan anlayışlardı.

Yine taktik ve askeri çizgi konusunda da yaşadığı yetersizlikler vardı; Önderlik bunun üzerinde de çok duruyor, bu yönlü eleştiriler geliştiriyor, yeterlilik için yoğun bir mücadele veriyordu. Yani o zamana kadar gerillanın belli bir düzeyi oluşmuşsa bu çabalar sonucu oluşmuştur ama bu belirttiğimiz yetersizlikler de vardı. Esasen o dönemde kendini tekrarın yaşanması ve o kendini tekrarın da Uluslararası Komplo’nun gelişmesine bir şekilde zemin olmuş olması durumu da bu yetersizliklerden kaynaklıdır.

Ama diğer yandan güçlerimizde belli bir ideolojik kararlılık ve cesaret de vardı. Son tahlilde Önderlik çizgisine bağlılık güçlüydü. Saldırı ruhu, fedai duruşu çok güçlüydü. Yani Zîlanların çizgisi belli düzeyde vardı. Zaten Komplo sürecinde de bu kendisini açığa çıkardı. Yüzlerce fedai eylem önerisi gelişti ve bunun sonucu olarak bilindiği gibi Özel Kuvvetler örgütlenmesi şekillendi. Yani bütün yetersiz yanları ile birlikte bu yönlü güçlü, Önderliğe bağlı, fedai bir duruş da vardı. Buna rağmen askeri uzmanlık ise fazla yoktu. Yani güçlerimizin arazi üzerinde manevra kabiliyeti ve tecrübesi vardı ama tekniğe hakimiyet, askeri uzmanlık, branşlaşma faaliyeti geliştirilmemişti. Bu konuda klasik bir gerilla ordusu gibi bir yapı söz konusuydu. Aynı biçimde taktik sorunların da olduğunu belirttik. Kısaca bu biçimiyle bir savaş düzeyini açığa çıkardı ama ileriye dönük bir atılımı geliştirme aşamasında kendini tekrarı da yaşadı. O dönem için durum kısaca böyle izah edilebilir.

Açıklamalar

Egîd, Agir, Serhed ve Xeyrî Yoldaşlarımızı Saygıyla Anıyoruz!

23.02.2024
HPG BİM Şehit Açıklaması

Devamını oku

Zap’taki Kepçeler Darbelendi

22.02.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

Fedai Militan Şervan Varto Yoldaşımızı Saygıyla Anıyoruz

21.02.2024
HPG BİM Şehit Açıklaması

Devamını oku

Dijwar Elbak Yoldaşımız İran Güçlerinin Pususunda Şehadete Ulaştı

20.02.2024
HPG BİM Şehit Açıklaması

Devamını oku

Zap’ta Gerçekleşen Devrimci Operasyon’da 1’i Yüzbaşı Toplam 37 İşgalci Cezalandırıldı

18.02.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

Girê Amediyê’deki Kepçe Darbelendi

16.02.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

Zap’ta 1 Kepçe Darbelendi

10.02.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

Serhed Tekoşîn Yoldaşımızı Saygıyla Anıyoruz

09.02.2024
HPG BİM Şehit Açıklaması

Devamını oku

telegram