ŞERDA MAZLUM GABAR-ROPÖRTAJ

ŞERDA MAZLUM GABAR-ROPÖRTAJ

1. Kürdistan Devrimci Hareketi, 2010’dan beri “dördüncü stratejik dönemi” ve “Devrimci Halk Savaşı Stratejisi” üzerine tartışmaktadır. “Dördüncü Stratejik Dönemi” nedir? Hareketin tarihinde gelişen diğer süreçlerden farkı nedir? “Devrimci Halk Savaşı” ne anlama gelir? Bu stratejiyi nasıl tanımlayabiliyorsunuz? Diğer süreçlerden farklı olarak onun yöntemleri nasıldır?

Soykırım kıskacındaki Kürdistanlılar ve kadınlar olarak amacımız özgür yaşam, özgür insan, özgür kadın, özgür erkek ve alternatif bir sosyalist sistemi geliştirmek olduğundan gerilla mücadelesini daha da yenileyerek ve etkili kılarak yürütme hedefimiz var. Emperyalist ve faşist güçlerin değişmeyen tekçi zihniyeti bu sürecin daha fazla böyle yürümeyeceğini, bir yol ayrımına gelindiğini, doğru bir gerillacılıkla sorunların çözülme olasılığının daha da yükseldiği bir döneme girildiğini göstermektedir. Onurlu bir insan olma gerçeğinin gereği olarak da bu soykırım saldırılarına karşı devrimci halk savaşında özgürlük gerillacılığının nasıl olması gerektiğini daha doğru anlamaya ve tartışmaya ihtiyacımız var.

Topluma karşı topyekûn bir yönelim içerisine giren hegemon güçlere karşı toplumu savunmak için devrimci halk savaşıyla yanıt vermemiz gerekir. Kürdistan’da yüzyıllık inkar ve imha siyaseti ve 21. Yüzyılın teknoloji çağı, enformasyon, telekomünikasyon dönemi olarak da adlandırabileceğimiz gerçeği karşısında devrimci halk savaşı ve gerillanın yeniden yapılanması başarı için bir zorunluluk olduğu kadar bir özgürlük tercihidir. Devrimci halk savaşının başarıyla yürütülmesi için uzay çağından geçtiğimiz bu dönemde gerillacılığın yeniden tanımlanarak, örgütsel sisteminin oluşturulmasına, hareket, eylem ve yaşam tarzının yeniden bir formasyona kavuşturularak örgütlendirilmesine ihtiyaç bulunmaktaydı. Demokratik modernite ve demokratik ulus paradigmasına göre yürüteceğimiz devrimci halk savaşı da buna göre yeni bir içerik kazanmış durumdadır. Demokratik ulus paradigmasından önce yürüttüğümüz savaş devlet kurma hedefli ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı üzerinden ulusal kurtuluş perspektifi üzerine oturtulmuş, kendi iç dinamiği içinde de savunma, denge ve saldırı aşamalarını öngören bir strateji barındırmaktaydı. Geçen otuz beş yıllık savaş deneyimimiz Kürdistan’dan yola çıkarak insan gerçeğini zihniyetten düşünceye, duygudan yüreğe bütün niteliklerle yeniden inşa etmeyi ve var kılmayı amaçlıyordu. Sömürgecilik tarafından dayatılan inkar ve imhaya karşı varlığın inşası söz konusuydu. Yeni demokratik modernite paradigması ise demokratik ulus perspektifi temelinde bir devrimci halk savaşını ve bunun gerillacılığını öngörmektedir. Yine kadın özgürlük mücadelesi açısından da Kürdistan’da kadın konfederalizmini örgütlemenin mücadelesi de özgür kadın gerillacılığının geliştirilmesiyle mümkündür.

Önderliğimiz Abdullah Öcalan günümüzün devrimci halk savaşının pratikleşmesini demokratik ulus perspektifinde ifadesini bulan dokuz temel boyutun her alanda inşası olarak değerlendirmektedir. Ancak bu inşa temelinde örgütlülük halkın yereli ve evrenseli ortak aklı ve ortak yürekle aynı potada buluşturan ortak değerler konusunda harekete geçebilen bir demokratik sosyalist örgütlenme haline gelinebilir. Varlığını sağlama ve özgürlüğünü kazanma gerillacılığının iç içe geçtiği bir süreç olması itibariyle devrimci halk savaşı daha bütünlüklü, her aşamasının halk, parti ve gerilla iç içeliğiyle geliştirildiği bir strateji özelliğini taşımaktadır. Bu nedenle gerilla gücümüz açısından eskiye göre felsefik, sosyolojik, politik ve askeri alanda daha güçlü bir formasyonu gerektirirken, taktik açıdan da kuantumik hareket tarzını esas alan esnek, yaratıcı ve dinamik bir hareketi öne çıkarmaktadır. Günümüzde gerilla mücadelemiz Kürdistan’ın dört parçasını aşarak Ortadoğu geneline hitap eden bir düzeye ulaşmıştır. Hatta bunu da aşarak dünyanın genelinde sistem karşıtı güçlerin feyz aldığı bir gerçekliğe dönüşmüştür. Gerilla güçlerimiz de bu anlamlı görevi yerine getirmenin çabası içerisindedir. Dünya çapında ve Ortadoğu’da özgün bir deneyim olarak ortaya çıkan gerilla birliklerimiz salt eline silah alıp savaşan, silahlı mücadele yürüten bir örgütlenme değildir. Kadını ve erkeği, sınıfsal-milliyetçi bakış açılarını en köklü yanlarıyla sorgulayan bir harekettir. Önderliğimiz analitik aklın sapkın ürünü olarak savaşı meşru savunma dışında bir cinayet olarak tanımlamıştır. Hem avcılık hem de dışa karşı klanı savunma askeri nitelikte ve öldürmeye, yaralamaya dayalıdır. Bu, savaş kültürünün başlangıcıdır. Erkek ağırlıklı av savaş kültürüne, sert otoriteye dayanan bir faaliyettir. Sonuç hiyerarşi ve iktidarın kök salmasıdır. Avcı ve savaşçı tarz olmadan toplumun yaşayıp gelişemeyeceği doğru bir varsayım değildir. Avcılık ve savaş kültürünün varacağı durak askeri örgütlenmedir. Askeri örgütlenme doğal toplumun dağılması oranında gelişir. Marks’ın kendisi sınıf savaşı teorisini Fransız tarihçilerden aldık derken aslında kullandığı aracın niteliğini doğal veri olarak almaktadır. Egemen sınıfların savaş tarzını olduğu gibi kurumsal olarak kabul etmektedir. Proletarya diktatörlüğü kavramında da böyledir. Kapitalist modernitenin zihniyetini ve onun oluşturduğu kurumlaşmaları aşmak istiyorsak öncelikle onun belirlediği bilme ve oluşum sınırlarının dışına çıkmak gerekiyor. Devrimci halk savaşı bu amaçlarla da oluşturulmuş bir stratejidir. 

 

2. Abdullah Öcalan’ın anlayışındaki “Devrimci Halk Savaşı” ile klasik anlamlarda gelişen devrimci savaşları arasındaki fark nedir?

PKK 27 Kasım 1978 yılında bir parti olarak resmi ilanına kavuştuğunda Kürdistan’da ezilen halklar ve yine ezilen cins olan kadın adına tarihi bir eylemin ilk stratejik adımı oldu. Günümüzde de de PKK yarım asırlık bir geçmişe doğru yol alır iken, Mezopotamya’da ilk toplumsal yaşamın özgürlük, eşitlik öğelerini bağrında taşıdığını ve binlerce yıllık egemen sisteme her açıdan alternatif olduğunu tüm canlılığı ile ortaya koydu. Bu taşıdığı eşitlikçi, özgürlükçü öz ilk söylenen cümlelerde mevcuttu, bugün artık bir romana dönüşen gerçekliğinde de mevcuttur. 1999 İmralı süreci ile birlikte stratejik değişikliğe giden PKK gerçekliği zamanla Önderliğimiz tarafından yeniden yapılanma kapsamında çok boyutlu bir değişim sürecine dahil edildi. Elbette bu değişimin kendisi, başlangıçtaki özüne yabancılaşma veya onun inkarı üzerinden gelişen bir değişim olarak değil, bilakis bu özün gelişmesini, serpilmesini engelleyen bazı yönlerinden arındırma üzerinden gelişen bir değişim olmuştur. Burada yaşanan değişim bir ideolojik inkar olarak değil, ideolojik özüne daha akışkan, süreklilik ve derinlik kazandıran bir yaklaşımla değişim gündeme geldi. Reel sosyalizmin yapamadığı ve yenildiği en temel neden de buydu. PKK ise kendi tarihi gelişimi seyri içerisinde bunu geliştirme gücünü gösterdi. Bu halkların sosyalist, demokratik mücadelesi açısından çok önemli bir deneyim olarak gelişti.

Doğadaki yaşam gücü gösteren her olgu, kendi yaşam amacı ve çizgisinde bir iç tutarlılıkla değişim evrelerinden geçer. Bu değişim diyalektiği insan toplumları ve oluşturduğu kurum ve kavramlar açısından da geçerli bir diyalektiktir. Değişemeyen ise artık yaşam gücünü ortaya koyamayan, ölen veya ölüme yakınlaşmış olan demektir. Kürdistan’da ideolojik amaçlarını ortaya koyarak gelişen PKK hareketi de doğanın ve toplumun bu değişim diyalektiğine sadık kalarak bir değişim süreci içerisine girdi. Başta da ifade etmeye çalıştığımız gibi daha başından itibaren kendi ulusal kimlik gelişimini mutlak anlamda özgürlük çizgisine bağlayan PKK tüm gelişim süreçlerinde de bunu esas almıştı. Bunun için mücadele süreci içerisinde de gerek parti içinde gerekse de parti dışında gelişen gerici geleneksel, egemen ideolojilere karşı her zaman mücadele içerisinde oldu. Bu nedenle de PKK’de sorun hiçbir zaman salt Kürt ulusal mücadelesi ile sınırlı kalmadı, inkar edilen ve imhaya yatırılan Kürt kimliğinin bir bütün özgürlük, adalet ilkeleri yani sosyalizm ideolojisi ekseninde gelişimi esas alındı. Mücadelenin bu esaslar etrafında geliştirilmesi ise hem dünyadaki ulusal kurtuluş mücadelelerine hem de sosyalist mücadelelere çok önemli bir gelişim kazandırdı ve yepyeni bir deneyim yarattı. PKK’de ortaya çıkan bu deneyimin ve gelişimin temel ayakları, yeni yaşamı ve yeni insanı, kadını, erkeği yaratma amaçlı geliştirilen toplum ve kişilik çözümleme tarzına dayandı. Mücadele tarihi boyunca partileşme hamlesi yeni insanı yaratma açısından büyük bir iç savaşım olarak gelişti. Tabii ki PKK deneyiminin Ortadoğu coğrafyası ve tarihsel kültürel şekillenmesi içerisinden çok değişik ve orijinal bir deneyim olarak çıkış yapabilmesi, en başta Önderlikten ve O’nun sürekli bir iç devinim yaşayan sorgulama, yaratma karakterinden ve yine ortaya konulan bu çizgiye kendini fedaice yatıran şehitler gerçeğinden ileri gelmektedir. Kürdistan’da Kürt kimliği binlerce yılın soykırım politikaları tarafından tarihi köklerinden koparılıp savrulmaya, kölelik girdabında boğulmaya mahkum edildi. Tüm kavramlar özünden boşaltılıp tersine çevrildi. Bu nedenle de Kürt kimliği için verilecek mücadelenin mutlaka bu kördüğümden başlaması zorunlu idi. İşte PKK mücadelesinin kendisi herşeyden önce büyük bir iç savaşımı, kişilik savaşımını gerektiriyordu. Başlangıçta bazı temel hatları ile konulan özgürlük mücadelesi, süreç ilerledikçe ve pratik iç engellerle de karşılaştıkça derinleşmeye başladı. Bu klasik tüm anlamlarını aşarak alışılageldik tarz ve yöntemlerle yürütülen bir mücadele olmadı.  Coğrafyamızın en büyük devrimi gerçekleştirilerek erkek, kadın, siyaset, savaş, devlet, kültür, ahlak, gelenek, aile, sevgi, aşk, davranış, kişilik ve tüm insan yaşamını ilgilendiren olgular bu özgür yaşam anlayışının geliştirilmesinde bir mücadele gerekçesi olarak ortaya konuldu. PKK insanımızı yürekten ve beyinden boğan klasik ve feodal anlayışlara karşı en radikal bir biçimde mücadele ederek, yeni ve özgür ahlak anlayışını geliştirdi ki bunun kendisi yeni insan, yeni kadın, yeni erkek ve toplumsal şekillenişten başka bir şey değildir. Bu karakterinden kaynaklı özgürlük hareketimiz yüzeyden değil, bireyin ve toplumun yüreğinde, beyninde yer edinerek gelişen bir sosyalizm mücadelesidir.

Tabi bu mücadele öyle pürüzsüz, rahat geliştirilen bir mücadele olmadı. Bir yandan düşmanına karşı kıyasıya verilen bir mücadele bir yandan da bu mücadelenin militan gerçekliğinin sınıfsal, ulusal, cinssel, yöresel kördüğümlerine karşı kıyasıya verilen bir mücadele yaşandı. Parti içerisinde sosyalist çizgiyle liberalizmin amansız mücadelesi ve direniş çizgisinin başarı gücünü ortaya koymayı başarması, PKK’nin bugüne kadar da ulaşan kalıcı değerlerini oluşturdu. PKK içinde gelişen kadın özgürlük hareketi ve çizgisi de en temelde Önderlik paradigması ve bu direniş çizgisinin yaratımıdır. PKK mademki Kürdü özgür, eşit ve adil temellerde yeniden yaratacaktı, o zaman bu kimliğin temel bir parçası olan kadın da bu yaratım eyleminde mutlaka yer alacaktı, bu kızgın ve zorlu savaşım içerisine herşeyiyle girecekti. Coğrafyamızın kördüğümü mademki en başta kadında düğümlenmişti, kadında kilitlenen geleneksel anlayışlar ile bir bütün toplumun eli ayağı bağlanmış, köleleştirilmiş, öyleyse bu mücadele de en başta kadın etrafında geliştirilen bu derin anlam yitimine son verilerek yeni anlamlar yüklendi. İlk başlarda çok derinlikli olmasa da sezgisel ve o dönemin mevcut bilinç düzeyi kadar kendi özgürlük mücadelesine yönelindi ancak süreçle kadın katılımlarının çoğalması ve yine kişilik çözümlemelerinin kadında ve erkekte derinleşmesi ile daha da derinlik kazandı. Kadın artık kendi özgün örgütlülüğü, kendi gerilla ordusu ve komutası ile yeni yaşamın mücadelesini vermeye başladı, bu da yetmedi Önderliğimizin geliştirdiği kadın kurtuluş ideolojisi ve kadın partileşmesi ile mücadelesini derinleştirdi. Şimdi de yaygınlaşan örgütlenme kimliği ve kadın kurtuluş ideolojisi ile bu mücadeleye devam etmektedir. PKK’de kadın gerçekliğinin tüm boyutlarına girmek ciltler dolusu yazmayı gerektirir. Çok kapsamlı ve detaylı boyutları vardır. Burada sadece diğer sistem karşıtı ve devrimci hareketlerden en temel farkının da kadın özgürlüğüne yaklaşımdan kaynaklandığını belirtmek için kısaca değerlendirdik.

Önderliğimiz 1999 sonrası değişim ve yeniden yapılanma sürecini fiili ve radikal biçimde geliştirmeye başladığında, hareketin 1970’li yılların sol ve ulusal mücadeleler kapsamında yükselen değerlerinin etkisi altında gelişen yanlarını yeniden sorgulamaya başladı. 2004 yılında Önderliğimizin İmralı işkence sistemi altında yazdığı Bir Halkı Savunmak adlı kitabı ile zirveye tırmanan bir arınma, derinleşme gelişir iken, yeniden yapılanma kendi orijinal köklerine daha güçlü ve sağlam tutundu. Zaten bu, 1999 sonrası genel örgüt mücadelemizde de ortaya çıkan dalgalanmalara, yanlış anlamalara veya bu zemini kendi çıkarları için kullanmak isteyen kişilere karşı da daha güçlü mücadele etme zeminini ortaya çıkardı ve örgütsel netlik de gelişti. Aslında İmralı ile başlayan değişim sorgulaması ve tavrı hemen o süreçte başlamadı. 1990’lar sonrası bu sorgulamanın çok çeşitli biçimlerde geliştiğini Önderliğimizin geçmiş çözümlemelerinde, röportajlarında gördük. Ancak bu sorgulama, yoğun pratiğin tazyiki altında çok köklü bir ele alışa, tarihi ve stratejik gelişime dönüşememişti. İmralı süreci, gelişen uluslararası komployu da köklü çözümleme ve ortaya koyma doğrultusunda çok köklü bir inceleme-araştırma, yoğunlaşma, eleştiri-özeleştiri sonucuna yol açtı. Önderlik öncesinden yakaladığı bazı ipuçlarını daha güçlü takip etti ve derinliğine ulaştı. PKK’de yeniden yapılanmanın esasını Önderlik devletçi-iktidarcı politika, savaş, ulus, yaşam anlayışına karşı devlet odaklı olmayan ve özgürlük, eşitlik, komünal değerlere dayanan partileşmeye, uluslaşmaya, demokrasi terbiyesine dayandırdı. Felsefe, ahlak ve politika üçlüsünün ortak ifadesi olarak gelişen demokratik ya da bilimsel sosyalizm, böylece yeniden yapılanan PKK ile somut ifadesine kavuştu ve bu ifadede kadın özgürlük örgütlülüğü ve mücadelesi temel bir aktör konumuna geldi. Daha doğrusu PKK’nin çıkışıyla başlayan sonrasında gelişen bu konum, daha yerli yerine oturdu, değişimin, stratejinin, toplam gerçekliğin temeline daha güçlü oturdu. Önderliğimizin demokratik ulus perspektifi doğrultusunda gerçekleştirilen kuruluş kongresi ile PKK’nin yeniden yapılanması temelinde kuruldu ve örgütsel mekanizmalarını, kurumlarını oluşturdu. 27 Kasım 1978 ilk kuruluş kongresinde iki kadın katılımı var iken, PKK’nin yeniden inşası ile gerçekleştirilen kuruluş kongresinde ise onlarca kadın vardı. Yönetim mekanizmasında eşbaşkanlık sistemi ile kadın ve erkek eşit statüde temsilini bulur iken, parti meclis oluşumunda ise kadın ağırlıklı bir temsil söz konusudur. Sorun tabi ki sadece nicelik olarak sayı çokluğu değildir, nitelik ve katılım boyutu belirleyicidir. Fakat PKK gibi bölge politikalarına damgasını vurmuş bir partinin tarihi sorumluluklarını, toplumsal dönüşümün zorlu görevlerini omuzlamak üzere kadının kendisini aday göstermesi ve sorumluluk alması elbette ki çok önemlidir. Ve yine kadın bakış açısının, yaklaşımının özgürlük çizgisi doğrultusunda siyasal gelişmelere, toplumsal dönüşüme etkide bulunması çok stratejiktir.

Kürt sorunu gibi tüm sorunların girift bir hal aldığı, hemen hemen tüm egemen güçlerin işin içinde olduğu, eşi benzeri görülmemiş bir yok sayılma politikasının yürürlükte olduğu bir soruna el atmak, büyük bir cesaret işiydi. Önderliğimiz bu soruna el atmanın, çözmenin büyük cesaretini ortaya koyarak, önce küçük bir grup örgütlemesini sonra dalga dalga yükselen halk örgütlemesini geliştirdi. Ve daha küçük bir grupken devletin saldırılarından tutalım ilkel milliyetçi, şoven kesimlerin saldırılarına kadar geniş bir yelpazenin hedefi haline geldi. Buna bir de Kürt halkının yıllarca inkar ve imha politikası doğrultusunda gördüğü zulüm ve baskıdan kaynaklı, inançsızlığını ve olmaz mantığını da eklemek gerekir. PKK toplumsal özgürlük kadar birey özgürlüğünü esas almış bir partidir. Başlangıçta genel yanları ön planda iken, mücadele gelişmeye başladıkça Önderliğimiz genel çözümlemelerle birlikte birey çözümlemelerini de geliştirmeye başladı. Üçüncü kongre ile birlikte bu bir esas yöntem haline geldi PKK’de. Bu yöntem de kendi gelişim evrelerinde, bireylerin, ulusal, toplumsal, yöresel gerçekliğinden cins gerçekliğine kadar bir çözümleme içeriğine kavuştu. Kadının parti ve ordu içinde varlığı, yürüttüğü mücadele de giderek cins bilincine, cins örgütlülüğüne, kadın ordulaşması ve partileşmesine dönüşmeye başladı. Kürdistan’da hatta dünyada böyle bir mücadele tarzı anlamlı ilklerin ard arda gelişmesini sağladı. Kürt tarihinde gelişen isyanlarda kadınların direnişi olmuştur yine dünya genelinde kadınların çeşitli biçimlerde bazı cins örgütlülükleri gelişmiştir. Fakat PKK içinde gelişen biçim hem nicel yoğunluğu hem ideolojik, askeri, zihniyetsel olarak fiili bir örgütlülüğü geliştirmesi bakımından ve hem de genel örgütlülükle birlikte özgün örgütlülük diyalektiğini yakalama, çelişki ve buluşma boyutlarını sentezleme bakımından farklılıklar arz eder. Ve bu dünya kadın özgürlük mücadeleleri açısından da çok büyük bir kazanımdır. Önderliğimiz ve PKK hareketi özgürlüğün solunduğu bir yaşamın kapısını açmıştır. Kendi kimliği, varlığı ve mücadelesi ile onur duyduğu bir yaşamdır bu. Dün böyle idi, bugün de böyledir. Kendi içinde dönüşüm yaşayan PKK hareketi bugün özgürlük mücadelesini egemen zihniyetten kopuşlarını daha köklü gerçekleştirerek vermeye devam etmektedir. Geçmişin doğru ve kalıcı öğelerini bir miras olarak bugünde yaşamsallaştırmaya çalışır iken egemen zihniyetin yansıması olan veya 20. Yüzyılın konjonktürüne dayalı ama bugüne hitap etmeyen yanlarını ise aşmaya çalışmaktadır. Bu yaklaşım Ortadoğu halklar mücadelesine damgasını vurmuş PKK hareketini daha da güçlendirmektedir ve aynı doğrultuda kadın özgürlük mücadelesinin gelişimine de ivme kazandırmaktadır.

 

3. Sosyalist çevrelerde bile, silahlı mücadelenin kurtuluş yolunda 20inci yüzyılda kritik rol oynadığını, ancak global kapitalizm, çok kutuplu dünya sistemi ve yeni sosyal hareketlerin koşullarında artık zaman aşımına uğradığını söylüyorlar. 20inci yüzyıl gerillacılığın zamanı gerçekten aşılmış mıdır? Öyleyse, kendilerini emperyalizme karşı savunmak için ezilen halklara hangi metotlar geriye kalmıştır? Silahlı mücadele niye hala gerekli görünüyor?

Savaş gerçekliği ezberci, şematik ve dogmatik yaklaşamayacağımız bir gerçekliktir.  Bu gerçekliği bildiğimizden ve yaşayarak öğrendiğimizden kaynaklı uzun süredir sürekli yeni planlar projeler temelinde değişim ve yeniden yapılanma hep gündeme getirilmiştir. Ancak pratik boyutuna baktığımızda ise dar ve yüzeysel kalan, yeteri öngörüyü geliştiremeyen, yeterince derinlikli ve köklü yaklaşamayan bir anlayışla değişim ve dönüşüm arayışları olmaz. Değişime yaklaşımda değişiklikler, yeniden yapılanmaya yaklaşımda yenilikler olsa da bunu istenilen düzeyde gerçekleştiremediğimiz görülmektedir. Bir savaşa sadece direnmek için değil zafer kazanmak ve başarmak için girilir. Başarmak için varolan gerillacılığın değiştirilmesi, yenilenmesi ve aşılması gerekmektedir.

Kürdistan’da olduğu kadar dünya gerçekliği açısından da şimdiye kadar varolan gerilla mücadelesinde strateji, tarz ve taktik duruşlarda çok köklü değişiklikler yapılması ve yeniliklerin ortaya çıkarılması gereken bir sürece gelmiş bulunmaktayız. Sınırlı değişimlerle, dar yüzeysel yenilenme çabalarıyla, uzun süreye yayılmış, hep dillendirilen ama pratikte gerçekleştirilemeyen projelerle bu işi yürütmek mümkün değildir. Bu bakımdan da bu gerçeği görerek, durumun bütün açıklığıyla, tüm boyutlarıyla ortaya konulup tartışılarak köklü bir değişim ve yenilenmenin gerektiğinin bilincine varılmalıdır. Somut durumu olduğu gibi bütün açıklığıyla ortaya koymak, kafa yormak, analiz gücünü geliştirerek, artık eskisi gibi yürünemeyeceğinin bilinciyle değişimi gerçekleştirmek kaçınılmazdır. Mevcut dünya konjonktürü, nano düzeye varan teknolojik gelişmeler Asya, Afrika’da, Avrupa’da, Amerika’da gerçekleştirilmiş olan ve 1980’li yıllarda Kürdistan’da, 1970’li yıllarda Türkiye’de devrimcilerin çıkış yapmaya çalıştığı gerillacılığın bilinen tarzlarla yürütülme koşulları değişmiştir. Ortaya çıkan yeni gelişmeler, teknik düzey ve yeni siber adı verilen saldırı biçimleri gerillacılığın klasik tarzda yürütülen bir mücadeleyle başarıya ulaşma imkanını ortadan kaldırmıştır. Düşmana vurabilen vurduğu kadar kendini de koruyabilen bir gerillacılığın oluşturulması gerekmektedir.

Geçmiş otuz beş yıllık savaş taktiğimize yön veren temel strateji uzun süreli halk savaşı stratejisi olmuştur. 20. Yüzyılın temel çelişkilerinin ele alınış ve çözümleniş biçimi olarak ortaya çıkan bu strateji, 1970’lerin başında şekillenmeye başlayan hareketimiz içinde esas alınan bir strateji olmuştur. Bu doğrultuda yürütülen gerilla savaşı ile varlık savaşı yürütülmüş inkâr ve imha edilmek istenen bir halk olmaktan çıkıp kimlik sahibi bir halk haline gelinmiştir. Ancak 1990’larla birlikte değişen dünya dengeleri yine gerek ezilenlerin mücadelesi gerekse bilimsel gelişmelerin sonucu öne çıkan demokrasi, eşitlik ve özgürlük kavramları halkların özgürlük mücadelesinde de geliştirilmesi gereken mücadele stratejisinde değişimi zorunlu kılmıştır. Bu kapsamda hareketimiz gerilla mücadelesinde stratejik bir değişiklik içine girmiştir. Genel siyasal ve askeri mücadelemizin yeni stratejisi meşru savunma stratejisi olarak belirlenmiş, siyasi ve askeri çalışmalarımız da buna göre örgütlendirilmiştir. Aslında PKK başlangıcından itibaren bir meşru savunma hareketi olarak ortaya çıkmış şiddetin nedeni değil sonucu olmuştur. Zaman zaman savaşın içimizdeki çeteci çizgiden kaynaklı gayri meşrulaşan yanları olsa da yürütülen gerilla savaşının stratejisi ve taktikleri meşru savunma savaşının dışına çıkmamıştır. Meşru savunma stratejisi askeri yönüyle üç aşamadan oluşmaktadır. Bunlar ateşkes, meşru savunma savaşı ve topyekûn savaş aşamasıdır. İkinci aşama siyasi olarak çözümün ve demokrasinin gelişimine hizmet etme, bunun önündeki engelleri çözülüşe uğratma gibi amaçlar taşımaktadır. Gerilla bu mücadelenin yürütülmesinde temel bir güç odağı konumundadır. Mücadelenin aşamaları yine savaşın yürütülüş biçiminde değişiklikler olsa da gerilla bu mücadelenin başarısında temel bir güçtür. Bu açıdan gerillanın temel ilkeleri ve bunun en ideal biçimlerde hayata geçirilmesi, yeni dönem savaş anlayışımızın da özünü oluşturmaktadır. Gerilla, değişen stratejiye göre mevzilenmesini, taktik hedeflerini, hareket sahasını yine önüne koyduğu siyasal çözüm hedefine göre yeni gidişatını belirlemiştir. Gidişat karşı taraf açısından da çözüm yaklaşımı gelişirse çift taraflı ateşkes olabilir. Eğer tıkatıcı bir yaklaşım gelişirse topyekûn savaş olacaktır. Yani siyasal durumun rengi, gerillanın da taktik pozisyonunu şekillendirmektedir.

Devrimci halk savaşı ise siyasi çözüm uğruna yürütülen bir savaş değildir. Demokratik konfederalizmin bütün boyutlarını örgütlemek, geliştirmek ve bu boyutların örgütlenmesinin önündeki engelleri aşmak için yürütülen bir mücadeledir. Bu boyutların yaşamsallaştırılmasının önündeki engelleri aşmakta ancak halkın ve gerillanın birlikte geliştirdiği ve savaşan bir halk gerçekliğinin oluşturulduğu bir mücadeleyle mümkündür. Adından da anlaşılacağı üzere salt gerillalarla ya da devrimcilerle yürütülecek bir savaş biçimi değildir. Hareket olarak 1 Haziran 2010 tarihinden bu yana Devrimci Halk Savaşı stratejisi doğrultusunda savaşı yürütme kararı aldık. Siyasi mücadeleyle demokratik konfederalizmin inşasının imkanları kalmayınca strateji değiştirdiğimizi deklare ettik. Demokratik siyasi mücadeleye son verdiğimizi artık demokratik öz yönetim demokratik özerklik çözümü mücadelesini devrimci halk savaşı temelinde yürütmeyi esas alacağımızı belirttik. Devrimci halk savaşı topyekûn yürütülmesi gereken bir mücadeledir. Askeri, siyasal, toplumsal, ideolojik, örgütsel, diplomasi boyutlarıyla komple yürütülmesi gereken bir mücadeledir. Devrimci halk savaşı temelindeki topyekun mücadelemiz faşist soykırımcı saldırganlığa karşı onu yenilgiye uğratma hedefi temelinde gerçekleşmektedir. Paradigma değişimini esas alan demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü yeni paradigma temelinde demokratik özerklik çözümünü gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Devrimci halk savaşının üç temel ayağı vardır. Bunlar gerilla, özsavunma ve halk serhıldanlarıdır. Gerilla mücadele tarihimiz açısından dördüncü stratejik dönem olarak da adlandırdığımız bu dönem daha önceki üç dönemin deneyim ve birikimini kendi içinde taşımaktadır. Devrimci halk savaşının içinde olduğu dördüncü stratejik dönemin anlaşılması açısından gerilla mücadelemizin dönemlerini sıralayacak olursak;

Birinci Stratejik Dönem (1977-1980) ajanlaşmış yapı, kurum ve kişilere karşı devrimci şiddet temelinde yürütülen mücadele sürecini kapsamaktadır.

İkinci Stratejik Dönem (1980-1993) gerilla savaşımımızın bu dönemi 12 Eylül 1980 darbesiyle başlayan ve 17 Mart 1993 ateşkesiyle sona eren dönemi kapsamaktadır. 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı devrimci halk savaşını yürüttüğümüz dönemdir.

Üçüncü Stratejik Dönem (1993-2010) demokratik siyasi mücadele süreci olarak tanımlanıyor. 1993 Mart ayından 1 Haziran 2010 yılına kadar devam eden parçalı ve oldukça dalgalı geçen bir süreci ifade etmektedir.

Dördüncü Stratejik Dönem (2010-…..) dördüncü stratejik dönem olarak tanımladığımız dönem 1 Haziran 2010 tarihinde açıklandı. Kürdistan gerilla mücadelesi açısından 2011-2012 yoğun bir savaş dönemi olarak yaşandı. Daha sonrasında 2013-2015 yılları arasında gerilla mücadelemiz ülkemizin bütün parçalarında farklılıklar arz eden bir biçimde yaşanmıştır. 24 Temmuz 2015 tarihinden bu yana geçen süreçte ise içerisinde farklılıklar olsa da yoğun ve kıran kırana bir savaş yaşanmaktadır.

 

 4. 2018’den beri “21’inci yüzyıl gerillacılığı”, “demokratik modernite gerillacılığı” ve askeri savunma güçlerinin yeniden yapılandırılması ve örgütlendirilmesi hakkında yazılar okuyoruz. Acaba bu proje yeni bir öneri mıdır yoksa uzun tartışmaların sonucu olarak ortaya çıkmıştır?

Gerilla savaşımımız açısından ordu gerçekliği ve askeri çalışma içerisinde örgütsel yapının nasıl yeniden yapılanacağı veya değişim dönüşüm olacaksa nasıl olacağı bizler açısından yeni başlayan bir tartışma değildir. Özellikle 1999’da Önderliğimizin fiziki olarak esaret altına alınmasından ve İmralı sürecinin başlamasından itibaren genel hareket ve HPG-YJA STAR açısından da siyasal stratejiyi değiştirme, değişim dönüşümü gerçekleştirme esas bir yaklaşım olmuştur. Bu değişim ve yenilenme gündemi sadece bizim hareketimiz açısından değil bütün dünya güçleri açısından da değerlendirilen bir konudur. Dünya genel olarak bir kaos süreci yaşamaktadır ve bir değişim arayışı içerisindedir. 21. Yüzyılda gerilla mücadelesini zafere ulaştırma iddiası, inancı ve kararlılığında olan bizlerde bu değişim arayışında değişim rotasında daha güçlü, özgürlükçü bir hareket olarak ortaya çıktık. Zaten Önderliğimizin yeni paradigması da bu esaslar üzerinden gelişmektedir. Bu açıdan genel olarak böylesi bir tartışma, yoğunlaşma veya yeniliği somut olgulara dönüştürme savaşımını uzun süredir veriyoruz. Tabi bu durum genel siyasal hareketimiz açısından geçerli olduğu kadar, gerilla çalışmalarımız açısından da geçerli bir durumdur. Dünyada teknolojik düzeyde yaşanan gelişmelerin kendisini ilk elden dışa vurduğu alan savaş araçları alanıdır. Teknolojide yaşanan her gelişme önce savaş güçlerinin kullandığı teknik üzerinde denenmektedir. Yaşanan bu gelişmeler devletlerin ordularının karakterinde de değişimlere neden olmuştur. Artık ordular daha mobilize asimetrik savaşı yürütebilecek nicelikten çok niteliğe önem veren bir karakterdedir. Yaşanan değişim ve gelişmeler klasik gerillacılığın da miadının dolduğunun göstergesidir. Tüm bu gelişim ve değişimleri bilerek hala klasik bir gerillacılıkta ısrar etmek bile bile yenilgiyi kabul etmek demektir. Elbette gerillacılığın da değişmeyen yanları vardır ya da öğrendiğimiz biçimiyle gerillacılık tümden inkara gelmez. Çünkü Vietnam, Küba, Afrika ve Latin Amerika’da yaşanan direnişler binlerce devrim şehidinin kanıyla gerilla mücadelesinin temelini oluşturmuştur ve bizim gerilla mücadelemizin de kendisini dayandırdığı köklerdir. Bizler bu köklerin üzerinden filizlendik. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gerçeklikleri de gözönünde bulundurarak gerilla mücadelesi açısından değişim ve yeniden yapılanmayı gerçekleştirmek bir zorunluluktur. Sistem karşısında gerilla mücadelesi yürüten tüm güçler zafere ulaşmak istiyorlarsa hareket, yaşam, eylem tarzları ve örgütsel yapılanmalarını mutlaka değiştirmelidir. Bu doğrultuda devrimci halk savaşında yeniden yapılanma doğrultusunda örgütsel yapımızdaki gelişmeleri bazı temel başlıklar altında şu biçimiyle değerlendirebiliriz. 21. Yüzyılın teknolojik gelişmeleri kendisini en çok da savaş ve ordu örgütlenmesine yansıtmış, teknolojik gelişmelerle birlikte orduların niceliğinde ve karakterinde yeniden yapılanmalara gidilerek değişimler yaşanmıştır. İkinci dünya savaşından sonra klasik savaşların ruhuna el fatiha okunarak modern savaş dönemine geçildiğini belirtebiliriz. Modern savaş nicelikten çok niteliğin, eğitimli ve mobilize güçlerin esas alındığı bir savaş tarzıdır. Modern savaşta askeri boyut kısa, hızlı ve son anda yaşanmaktadır. Savaşın psikolojik yöntemlerle algı operasyonları geliştirme boyutuna öncelik verilmektedir. Aslında modern savaş klasik savaştan çok çok daha tehlikelidir. Klasik savaşta iki ya da ikiden fazla askeri güç karşı karşıya gelir ve çarpışmalar yaşanırdı. Fiziki olarak ölümlerin, kanın ve gürültünün çok fazla olduğu savaşlardı. Modern savaşlarda ise fiziki olarak öldürmekten ziyade insanların ruhları öldürülmekte, insan insan olmanın ilkelerinden uzaklaşarak manevi direnç odakları zayıflatılmaktadır. 

İçerisinde bulunduğumuz çağa enformasyon, bilişim ve internet çağı da denilmektedir. İnternet teknolojisindeki gelişmeler insanlığı her anlamda etkilemiş bu savaşların karakterine de yansımıştır. Zaten Önderliğimiz de kapitalist modernitenin bugün yaşadığı en temel krizin bilgi alanında olduğunu varolan ve çoğu zaman bilimsel olarak değerlendirilen bilgilerin toplumsal sorunları çözmeye yetmediğini değerlendirmiştir. Bilginin güç demek olduğu çağ gerçeğimizin bu yönüyle savaşa yansıması ise düşmanın hakkında çok bilgi sahibi olmak ve kendi hakkında da bilgi vermemek olarak yansımış savaşta teknolojik kadar istihbari olarak da üstünlük de başarıya ulaşmak için en temel faktörlerden olmuştur. Yine düşmanın bilgisayar sistemine ve ağlarına girerek siber saldırılarla sistem çökertmek bir savaş tarzı olarak ortaya çıkmış ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Hatta son süreçlerde sınırlı düzeyde de olsa yapay zekalı silahlarla suikastler de geliştirilmektedir. Aslında tüfeğin icat edilmesiyle mertliğin bozulduğunu söyleyen eskiler önemli bir gerçeğe dikkat çekmişlerdir. Artık savaş için cesaret, yiğitlik, korkusuzluk gibi duyguların kişide etkili olmasına gerek yoktur. En korkak bir kişi bile çok cesur birini yok edebilir. Çünkü savaş artık düğmeler savaşına dönüşmüştür. Özsavunma dışındaki savaşı cinayet olarak tanımladığımız bilinen bir gerçektir. Savaş analitik aklın sapkın ürünü olarak ortaya çıkmıştır ancak günümüzde çok daha fazla analitik akılla yürütülen bir gerçeklik halini almıştır. Klasik savaşlarda analitik akıl kadar bir komutanda ve savaşçıda olması gereken kişilik özellikleri de savaşın kaderi açısından belirleyici bir önem taşımaktaydı. Modern savaş tarzında da bunların etki gücü olmakla birlikte belirleyici bir değeri bulunmamaktadır. Uzay çağı olarak da adlandırılan 21. Yüzyıl gerçeği birçok konuda yenilenmeyi dayattığı gibi devletlerin ordu güçleri açısından da yeniden yapılandırmalara gidilmiştir. Orduların sayıları azaltılarak niteliğe ve kas gücünden çok beyin gücüne önem verilmiştir. Çağ gerçekliği sisteme karşı mücadele yürüten, gerilla mücadelesini esas alan örgütlerinde yeniden yapılanmayı gündemlerine almayı ve başarıya ulaşmak istiyorlarsa yeniden yapılanma üzerinde ciddiyetle durmalarını gerekli kılmaktadır.

 

5. 2018 yılı Ortadoğu’da yeni bir devrimsel sürecin başlangıcıdır. DAEŞ önemli oranda yenilmiştir. Aynı zamanda NATO-destekli Türk faşizmi Rojava topraklarına doğrudan askeri operasyonlara başladı ve gerilla güçlerinin konumlandığı Başur Kürdistan’a da girmeye çalıştı. Kasım 2018’de Hareketiniz mücadele koşullarının tümden değiştiğini söyledi ve “uluslararası komplonun ikinci aşaması”ndan bahsetti. Bundan kastınız nedir? Askeri birimlerin hızla yeniden örgütlendirilmesi, yani 21. Yüzyıl gerillacılığı projesinin geliştirilmesi, küresel çapta PKK’ye ve onun ideolojik çizgisine yönelik imha konseptine karşı bir yanıt mıdır?

Ortadoğu’da yeni bir devrimsel süreç 2018 yılında değil çok daha öncesinden başladı. Ancak 2018 yılında mücadele koşulları tümden değişti. Önderliğimiz çok öncesinden ne savaşın ne de yaşamın eskisi gibi olamayacağını belirtmişti. Özgürlük hareketimizin uluslararası komplonun ikinci aşaması olarak da adlandırdığı bu süreç Önderliğimize yönelik uluslararası komplonun devamı niteliğindedir. Uluslararası komplo ABD öncülüğünde hegemon güçler tarafından hareketimize karşı geliştirilmektedir. Saldırılar her ne kadar askeri saldırılar olarak öne çıksa da özünde ideolojik saldırılardır. Önderliğimizin düşünce sistemi çağın bilme sınırlarını aşarak, iktidar güçlerine benzeşmemiş ve İmralı işkence sistemi Onu amaçlarından vazgeçirememiştir. Sisteme eklemleyemediği güçlerimize ölümü gösterip sıtmaya razı etmek istemektedir. Özgürlük ideolojisinin sosyolojikleşmesi yani özgürlüğün somutlaşması ve toplumsallaşması hegemon güçlerin korkularının özünü oluşturmaktadır. PKK hareketi hiçbir zaman salt eline silah alıp savaşan bir örgüt olmadı. Özgür insanın ve özgür yaşamın oluşturulmasına herşeyden daha fazla değer atfetti. Hatta gerillayı özgür insanın prototipi olarak tanımladı. Diğer sistem karşıtı hareketlerle benzeşen yanları olmakla birlikte farklı olarak da liberal dünyaya senin dışında da bir dünya var senin dışında da yaşamımızı örgütleyebiliriz dedi. Özgür yaşamı alternatif bir yaşam projesi olarak ortaya koydu. Özgürlüğün kurumlaşmalarını oluşturdu. Bundan kaynaklı da başta gerilla güçlerimiz olmak üzere tüm hareketimize yönelik imha konseptinde ısrar etmektedir. Bu işgal saldırıları PKK’nin özgürlükçü ve sisteme entegre olmayan karakterinden kaynaklanmaktadır.  Bugün Önderliğimize dünyanın ve tarihin hiçbir yerinde ve zamanında görülmemiş bir biçimde bu kadar işkencenin uygulanması bundan kaynaklanmaktadır.

Gerilla güçlerimize yönelik olarak ise sürekli işgal saldırıları yine soykırım kıskacında olan halkımızın bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlara karşı saldırıları yoğun bir biçimde devam etmektedir. DAİŞ karşısında hem Rojava’da YPG-YPJ güçlerinin hem de Şengal’de YBŞ ve YJŞ güçlerinin HPG ve YJA STAR güçlerimizin gerilla eylem ve taktiklerinden feyz aldıkları bilinmektedir. Kürdistan savunma güçleri olarak adlandırabileceğimiz bu güçler kapitalizmin kirli çocuğu olan DAİŞ’i yokoluşun eşiğine getirdiler. Bu özgürlük mücadelesinin şimdiye kadar yansıyan yüzü dışında da tanınmasını sağladı. Rojava’da ve Şengal’de Önderliğimizin projesi doğrultusunda kendi özerk sistemlerini oluşturdular. Buna karşıda büyük bir tahammülsüzlükle devrim değerlerimize yöneldiler. Tabi ki bu alanlardaki saldırıları da salt askeri saldırılarla sınırlı olmadı. Liberalizmi bir yaşam tarzı ve ilişki biçimi olarak oradaki halkımıza dayattılar. Bir hırsız gibi devrim değerlerini çalmak için sisteme entegre etmeyi hedeflediler hala da hedefliyorlar.

Kesinlikle bilinmelidir ki 21. yüzyıl gerillacılığını yeni bir formasyona kavuşturmamız salt bu imha saldırılarından kaynaklı değildir. Elbette klasik gerillacılık miadını doldurmuştur ve bu gerilla tarzında ısrar etmek onurlu direnişlere yol açsa da kendisiyle birlikte zaferi ve başarıyı getirmemektedir. Daha önceki sorularda da belirttiğimiz gibi bu projeyi geliştirmemizin çok yönlü hem tarihsel hem de güncel nedenleri vardır. Ancak salt uluslararası saldırıların yoğunlaşmasından kaynaklı geliştirilen bir proje değildir.

 

6. 2015-2016 sürecinde Bakur Kürdistan’da yürütülen öz yönetim direnişlerinden itibaren, Bakur Kürdistan halkının kendi öz yönetimlerini ilan ettiği zaman, şehirleri özgürleştirdiği ve savunduğu zaman, Afrin’deki savaş ve Serekani-Gre Spi savaşları sürecinde, alan savunması ve yeni bölgelerin özgürleştirilmesi konusunda bazı zorluklar ve sorunlar yaşandı. Acaba bunları askeri kapasitenin sınırları olarak izah etmek gerekiyor ya da yaşanan bazı taktik hatalar sonucunda meydana gelen yenilgi olarak yorumlamak gerekiyor? Bu süreçlerden ne gibi dersler çıkarabiliriz? Acaba devrimci bir süreçte bir “yenilgi” olarak yorumlamak doğru mudur?

Devrimci halk savaşı yalnız kırsal alanla sınırlı kalan ve salt dağda uygulanarak başarıya ulaşabilecek bir strateji değildir. Önderliğin devrimci halk savaşı perspektifinin doğru anlaşılarak doğru uygulanması gerekmektedir. Savaş gerçeğine dogmatik, ezbere, klasik ve düz yaklaşım değişimin köktenci değil de evrimci bir tarzda gerçekleşmesine neden olmaktadır. Kürdistan sosyolojisinin kişilikte oluşturduğu özellikler kadar kafasını yeterince yormayan, stratejik düşünmeyen ve zafere göz dikmeyen komuta gerçeğinin de bu durumda önemli etkisi bulunmaktadır. Gerilla savaşının kırda mı yoksa şehirde mi geliştirileceği hususu gerilla savaşı yürütenlerin ve özelde de gerilla teorisyenlerinin uzun süredir tartıştıkları konulardandır. Türkiye sol örgütlerinin en fazla tartıştıkları ve ortaklaşamadığı konulardan biri de buydu. Sol sosyalist ve devrimci örgütlerin bir kısmı gerilla şehirden savaşmaya başlamalı derken bir kısmı da kırsaldan başlamasının daha doğru olduğunu ileri sürüyordu. Filistin gibi dağları olmayan ülkeler ise savaşan halk gerçekliğini yaratarak halkı kendileri için dağ haline getirdiler. Yine İrlanda İngiliz sömürgeciliğine karşı gerilla mücadelesini geliştirirken coğrafyanın da etkisiyle şehirleri esas almıştır. Coğrafyanın gerilla mücadelesinin doğrultusunu belirlediği bu örneklerde de görülmektedir. Hareketimiz ise direnişin adımını kentlerde attı. Sonrasında 15 Ağustos 1984’te devrimci bir atılım gerçekleştirerek kırsal alanda da gerilla mücadelesi başlatıldı. Daha sonraki yıllarda mücadelenin gelişmesi ve büyümesiyle birlikte halk serhıldanları yayılmaya başladı. Halk serhıldanlarıyla ova ve kentlerde o coğrafyaların koşullarına uygun gerillacılığın geliştirilmesi için önemli çabalar sarfedildi ve çalışmalar yürütüldü. Özgürlük mücadelemiz açısından kentlerde başlayan direniş dağlara sonrasında yine ova ve kentlere taşmış ancak gerilla mücadelesi kendisini dağlardan koparmamıştır. 2001 yılından itibaren gerilla güçlerimizde yeniden yapılanmanın tekrardan gündeme girmesiyle birlikte özsavunmanın örgütlenmesi çalışması ikinci ordunun oluşturulması olarak tanımlandı. Gerilla içinden geçtiğimiz çağın gerçekliğini ve mücadelemizin geldiği düzeyi dikkate alarak yeniden yapılanmada kendini salt kır gerillası olarak tanımlamadı. Her ne kadar kırsal alan örgütlenmesini esas alsa da bunun en önemli ayaklarından biri olarak şehir savaşının ve gerillacılığının örgütlenmesini temel mücadele perspektifi olarak belirledi. Rojava deneyimini incelediğimiz kadarıyla yine Şengal ve 2015-2016 yılında gerçekleştirdiğimiz öz yönetim direnişlerinden çıkarılan öğretici sonuçlarla 2017 yılında şehir gerillacılığının stratejik bir örgütlenme olarak kararlaştırılmasına yol açtı. Silahlı mücadelemizin geldiği aşama ve dördüncü stratejik dönemi devrimci halk savaşı olarak tanımlamamız şehirleri savaş alanına çevirmeyi gerektirmektedir. Bunun başlıca iki temel nedeni bulunmaktadır:

1.         1-         Şehirler düşmanın stratejik olarak konumlandığı üst alanlarıdır.

2.         2-         Şehirler toplumun daha yoğunlukta yaşadığı yerlerdir.

Ancak sizin de sorunuzda belirttiğiniz gibi bu özyönetim deneyimleriyle istenilen sonuçları elde edemedik. Belki de silahlı mücadele tarihimizde ilk defa şehirlerde ve kış mevsiminde düşmana bu kadar ağır darbeler vuruldu. Ancak zamanında yerine getirilmeyen görev ve sorumluluklar devrimimiz için istenilen sonuçları almamızı engelledi. Afrin, Gire Sipi ve Serekani işgallerinde de YPG ve YPJ güçlerinin de hataları oldu. Bu hatalar özgürleştirilmiş alanların düşman işgaline uğramasına neden olan stratejik hatalardı. Bu hususları kendileri pratikten çıkardıkları sonuçlarla daha doğru değerlendirebilirler.

Ancak Kuzey Kürdistan’daki öz yönetim sürecini biz yenilgi olarak değerlendirmiyoruz. Hatta askerî açıdan başarılı idik. Fakat toplumun böylesi bir sürece denk bir biçimde örgütlenmemesi aslında savaşan halk gerçekliğinin istenilen düzeyde oluşturulamaması istenilen sonucun alınmasının önüne geçti. En temel yetersizlikte toplumda özsavunma bilincinin yeterince oluşturulamaması ve halkın herşeyi gerilladan beklemesiydi. Bir de tarihte de her başarısızlık yenilgi ya da hakikat olmadığın anlamına gelmez. Kazanım olarak görünen çoğu durum ise insanlığın en büyük kaybı anlamına gelebilmektedir.

 

7. Anladığımız kadarıyla “Devrimci Halk Savaşı” sadece belirli bir askeri operasyonun nasıl gerçekleşeceğine dair bir talimattan veya sırf yeni taktik ve tekniklerin toplamından ibaret değildir. Bunun yerine, Devrimci Halk Savaşı daha çok toplumun özgürlüğü ve devrimin uygulanması bağlamında bütün toplumu ilgilendiren geniş bir strateji olarak anlaşılması gerekiyor. İnşa süreci direniş süreciyle birlikte ele alınıyor. Demokratik Ulusun inşası ne kadar gelişirse, toplumun ekonomik, politik, diplomatik ve askeri bağlamındaki direnişi de büyüyor. Bu bağlamda Abdullah Öcalan “savaşan halk gerçekliği” veya “kendini savunabilen halk”in inşasından bahsediyor. “Savaşan Halk Gerçekliği” nasıl anlaşılmalıdır ve “toplumun bütün yaşamını savaşa göre yönlendirmek” ne anlama geliyor?

Devrimci halk savaşı stratejisi devrimci mücadelenin salt devrimcilerle sınırlı kalmaması devrimin sosyolojikleşmesi diğer bir anlamıyla ise devrimin toplumsallaşmasıdır. Devrimin devrimciliğin toplumsallaşması ise özgürlüğün toplumsallaşması ve somutlaşması demektir. Devrimci halk savaşı hem gerilla hem de halk direnişinin iç içe yürütülmesidir. Gelişen imha saldırılarına karşı devrimci halk savaşının da çok boyutlu olması, özel savaşın bütün boyutlarına karşı koyması, onun bütün boyutlarını etkisiz kılması gerekmektedir. Mücadelemizin salt kırsal alanlarla sınırlı kalması zafere ulaşmak için yeterli olmamaktadır. İçinde bulunduğumuz koşullarda kırsal alanda gerillacılığı güçlendirmek kadar kentlerde de gerillacılığı geliştirmek sonuç alabilmek için bir zorunluluk olmaktadır. Devrimci halk savaşı salt askeri boyutla sınırlı ele alınmamalıdır. Elbette bunu belirtirken salt halk direnişi boyutuyla da ele alınmamalıdır. Gerilla ve halkın, devrimcilerle halkın ortaklaşarak yürütmesi gereken bir mücadeledir. Fakat şu da bilinmelidir ki dördüncü stratejik dönemde de çözümün savaşla, direnerek ve askeri mücadeleyle sağlanabileceği temel bir gerçekliktir. Demokratik özerkliğin en temel inşa güçlerinden biri de gerilladır. Böyle olmazsa devrimci halk savaşı da gelişemez dördüncü stratejik dönemde varolamaz. Devrimci halk savaşının devleti parça parça darbelemesinin, zayıflatmasının ve yıkmasının yolu savaşın kentlere yayılmasıdır. Savaş kentlere yayılarak düşmanın, devletin, faşizmin örgütlü olduğu, kendini güvende hissettiği alanlarda faşizme ezici darbeler vurmak sömürgeciliği darbelemek ancak düşmanın iradesini kırabilir. Bu yönleriyle dördüncü stratejik dönemde kentler stratejik mücadele alanlarıdır. 

Elbette şu da anlaşılmak durumundadır ki devrimci halk savaşı sadece savaşı daha çok boyutlandırmak ve yaygınlaştırmak için hareketimizin gündemine alınmamıştır. Özgürlük hareketimizin sahip olduğu imkan ve fırsatlar böyle bir savaşın geliştirilmesine yönelik önemli dayanaklara sahiptir. Hem kırdaki gerillacılıktan hem de ova ve kentlerde yürüttüğümü savaşlardan elde ettiğimiz deneyimler vardır. Bunlarda gerilla mücadelemizi nasıl yürüteceğimiz konusunda hangi taktiklere ağırlık vermemiz gerektiği hususunda önemli bir birikim oluşturmuştur. Şehirdeki savaş dağdaki savaştan ayrı ele alınmamalıdır. Kırsal da yürütülen savaşta şehirde yürütülen savaşta devrimci halk savaşıdır. Şehir gerillacılığı bir taktik olarak uygulanacaktır. Burada kırsal alandaki mücadele kesinlikle zayıflatılmamalı, ova ve şehir gerillacılığı kendini dağa dayandırmalıdır. Şehirlerin savaş alanı haline gelebilmesi dağın stratejik gücüne dayanmayla, eğitim, komuta, güvenlik işlerinin buradan yürütülmesiyle mümkündür. Böyle olursa şehirler savaş alanı haline getirilebilecektir.

PKK hareketinin kendisi bir özsavunma örgütlülüğü olarak ortaya çıktı. Kürdistan sömürgedir denilerek sömürgeciliğe karşı inkarcı, soykırımcı faşist politikalara karşı direnişle mücadeleye başlanıldı. PKK şiddetin ya da savaşın nedeni değil sonucu oldu. Özel savaş adı üstünde öze ele atan bir savaş olduğundan onurlu yaşamak isteyen bir halkın da mutlaka özüne sahip çıkması gerekir. Doğadaki tüm canlıların üç temel özelliği vardır. Çoğalma, savunma ve beslenmedir. Bunlar olmazsa canlılığın devamı yani yaşamak mümkün değildir. Bu nedenle özsavunma varoluşsaldır. Yaşamak sadece nefes alıp vermek olamaz. Yaşamın biyolojik olarak devam ettirilmesine indirgenemez. Yaşamak farkına varmaktır, farkına vardıkça anlamaya başlamaktır. Önderliğimiz bu gerçekliği gül teorisi adını verdiği teoriyle bir gülün bile kendi güzelliğini korumak için dikenlerinin olduğu biçiminde oldukça sade ve yalın bir biçimde örneklendirmiştir. Özsavunmasız bir halk onuruna, değerlerine, ülkesine, özgürlüğe ve yaşamına dahi sahip çıkamaz. Bizim hareketimizin yürüttüğü mücadeleyi ve savaşı tümden özsavunma savaşı olarak değerlendirmek mümkündür. Özsavunma deyince sadece şehirlerde yürütülen savaş akla gelmemelidir. Dağ da yürütülen savaşta özsavunma savaşının en önemli parçasıdır, dayanağıdır.

 

 

Özsavunma savaşları bir halkın tarihinde devreye girdiği zaman mücadelenin son aşamasına gelinmiştir. Savaş belli bir boyuta tırmandırıldıktan sonra şehirlerde halkla zafere yürünmüştür. Şehir savaşları mücadelede son aşamaya gelindiğinin göstergesidir. Savaşın kaderinin artık şehirlerde belirleneceği aşamadır. Bu konularda yoğunlaşmada ne kadar derinleşirsek devrimci halk savaşına o kadar büyük katkılarımız olacaktır. Ancak şunu da bilmek gerekir ki savaşta tekrar yoktur, belki de değişimin en fazla olduğu alan savaş alanıdır. O yüzden bir yerde uygulanan taktikler olduğu gibi başka bir yerde uygulanamaz. Bazı deneyimleri bilmemiz incelememiz de şehir savaşlarını tümden anladığımız anlamına gelmez. Ancak bu deneyimlerden faydalanabilir yaşanan hataları sorgulayarak başarısızlığının nedenlerini anlayarak kazanma ihtimalini güçlendirebilir kaybetme olasılığı ise en aza indirgeyebiliriz. Gerilla örgütleri açısından Vietnam, Çin, Latin Amerika, Meksika, Nikaragua’daki deneyimleri incelemek şimdiye kadar bir anlam ifade ediyordu. İçinde bulunduğumuz çağda teknolojik gelişmeler ve bunun savaşlara etkisi incelendiğinde yine bizim mücadelemizin geldiği aşama göz önüne alındığında bu deneyimleri aştığımız ve içinden geçtiğimiz zamanda geçerliliklerinin kalmadığı görülecektir.

 

8. Halk savaşı zayıf bir güçten büyük bir güç ortaya çıkarmak için geliştirilmiştir. Gerilla savaşından hareketli savaşa, oradan da mevzi savaşına ve iktidarı ele geçirme savaşına evrilebilen potansiyel bir yükselişi her zaman kendi içinde barındırmaktadır. Devrimci Halk Savaşı stratejisini hangi aşamalardan oluşmaktadır? Kürdistan’daki koşullar göz önünde bulundurulduğunda, bu anlayış ve kuram nasıl bir şeye benziyor?

Bilim ve teknik çağı olarak da adlandırılan 21. Yüzyılda bu çağın yarattığı gelişmeler hegemon güçler tarafından öncelikle savaş sanayinin hizmetine konulmaktadır. Üçüncü dünya savaşını yaşadığımız bu çağda bu durumu gören, çözen ve bunu demokratik modernite gerillacılığıyla boşa çıkarma iddiasında olan bir hareket olmaktayız. Kapsamlı bir biçimde ele alınan özellikle de 2017 yılından sonra hemen hemen tüm toplantılarımızda ve eğitimlerimizde tartışılan yeniden yapılanma projesinin ilkelerinin uygulanmasının NATO destekli Türk ordusunun teknik, istihbarat ve özel savaş konseptini yenilgiye uğratacağı aşikardır. Kürdistan gerilla güçlerimizin başarısı aynı zamanda Ortadoğu ve dünyadaki bütün sistem karşıtı direniş güçleri ve gerilla hareketleri içinde başarının önünü açacak, diğer gerilla örgütlenmelerinin feyz almasını sağlayacak, zafer ve özgürlük perspektifi olacaktır. Demokratik modernite gerillacılığı temelinde yeniden yapılanma sürecinin başarıya ulaşmasında öncü güç komuta ve savaşçılarımızdır. Gerilla mücadelemizin yıllara dayalı gerillacılık tecrübesi ve birikimi ile NATO Gladıosunun desteklediği aynı zamanda da beslediği Türk ordusunun başarısızlığa uğratılmasında oynadığı rol pratikte çok çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda tüm dünyanın tanık olduğu en vahşi çete gücü olan DAİŞ’in yenilgisinde Kürdistan savunma güçlerimizin belirleyici rolünü dünya kadınları ve halkları görmüştür. Gerilla mücadelemizin özsavunma direnişinde ortaya koyduğu öncülüğü ve açığa çıkan gelişmelerin bugün Kürdistan’da olduğu kadar bölge, dünya kadınları ve toplumu için de umut, cesaret ve irade kaynağı olduğu açıktır. Kendini bilen ve savunan örgütlü insan iradesinin ortaya çıkardığı özsavunma savaşının kadınların, toplumun ve ülkenin özgürlüğünün teminatı olduğu hakikatini herkes net ve somut bir biçimde görmüştür. Kürdistan savunma güçleri olarak salt dağla sınırlı gerillacılıkla zaferi yakalayamayacağımız gerçeğinde ikna olmuş durumdayız. Zaten Önderliğimiz de yürütmemiz gereken savaşı salt gerilla savaşı olarak tanımlamayı aşmış ve devrimci halk savaşı olarak adlandırmıştır. Bu halk neredeyse savaşı oraya taşırmak ve savaşan halk gerçekliğini inşa etmek anlamına gelmektedir.

Önder Apo devrimci halk savaşı gerillacılığını ‘tıpkı kuantalar gibi hem her yerde hem de hiçbir yerde, bazen dalga bazen parçacık biçiminde ama sürekli hareket halinde ve eylemleriyle birbirini tamamlar nitelikte, coğrafyanın geneline derinlemesine yerleşen ve devrimi inşa eden en dinamik güç’ biçiminde tanımlamıştır. Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere 21. Yüzyıl gerillacılığı kuantumik gerillacılıktır. Peki nedir kuantumik gerilla ve kuantumik gerillacılıktan neler anlaşılmalıdır? Kuantum fiziği olasılıklar fiziğidir ve olasılığı gerçekleşir duruma getirecek olan içine girilen çaba ve gösterilen iradedir bu bir bireyin iradesi de bir örgütün iradesi de olabilir. Ama zaman ve yaşama yön verecek tesadüfler ya da kendiliğindenlik olamaz. Bunun için;

1-Dönem gerillacılığı eskisinden çok daha fazla bireyin aklına, iradesine, becerisine, uzmanlığına ve disiplinine dayalı bir gerillacılık olmaktadır. İçine girdiğimiz yüzyılda savaş karakteri gereği gerillada da cesaret ve derin duygulara dayalı yiğit savaşçılık anlayışı zaferi elde edilmesine yetmemektedir.

2-Temel ilkelerden bir diğeri ise belirsizlik ilkesidir. Bunu da gerillacılık açısından şöyle yorumlayabiliriz. Nerede olduğu, hangi zamanda ne yapacağı belli olmayan, düşmanın tanımlayamadığı, hareket tarzını çözemediği, nerede üstlendiği tahmin edilemeyen güç olmaktır. Kuantumik gerillada gizlilik kutsaldır, çünkü gizlilik özgürlüktür. Gizlilik hareket, yaşam tarzı ve örgütsel sırriyet anlamındadır. Nerede olduğu ne zaman ne yapacağı belli olan gerilla düşmanın avucunun içindedir. 

3-Gerilla da küçük büyük eylem, değerli değersiz işler, temel tali görevler ayrımı yoktur. Yapılan her çalışmanın bir değeri ve anlamı vardır. Her arkadaşın da yapacağı ve yürüteceği işler vardır. Elbette gerillanın en temel görevi düşmana karşı etkili eylemler gerçekleştirmektir. Ancak eylem anı en son andır. Eğitim çalışmasından alt yapı çalışmalarına kadar herşey amaçla bağlantısı kurulduğu oranda değer kazanır. Bilmenin, nefes alıp vermenin hatta yemek yemenin dahi bir tek gerekçesi olabilir o da faşizmi yıkmaktır. Yaptığımız çalışmaların, yürüttüğümüz görevlerin amaçla bağlantısını kuramazsak bir süre sonra bu çalışmalar bize anlamsız gelir ve kendi emeğimize yabancılaşırız. Bir erzak görevinden tutalım istihkam çalışmalarına kadar gerillanın alınterini döktüğü her çalışma bizler açısından en kutsal çalışmadır.

4-Kürdistan özgürlük gerillası dağlarda, şehirlerde, ovalarda, köylerde, mahalle ve sokaklarda her yerde örgütlenmeyi esas almalı mücadeleyi tek bir alanla sınırlandırmamalıdır. Ancak gerilla ilke ve kurallarından nerede bulunulursa bulunsun taviz vermemeli, özdisiplin, özgüç ve özgüvenle hareket etmelidir.

5-Devrimci halk savaşının temposu daha devrimci olmalı, an’a cevap verilmeli, yüksek bir performansla çalışmalara katılınmalı, her zaman düşmanın önünde olarak an’ın gerillası olunmalıdır.

6-Eylem ve hareket tarzında dogmatiklik, pratik alışkanlıklara dayanma aşılarak yaratıcı olunmalıdır. İnsan beyni esnektir. Hareket kabiliyeti arttırılmalı, kamufle becerisi güçlendirilmelidir. Düşünerek yapma, yaparak düşünme ilkesi temel ilke olarak ele alınmalıdır. Talimatla ne gerillacılık ne de eylem yapılır. Gerilla doğru düşünüp, iradesiyle karar verebilen ve harekete geçen güç demektir. 

7-Tamamlayıcılık en önemli ilkelerdendir. Gerillacılık ortak ruha dayalı olarak yürütülmelidir. Görüşlerin kaygısızca dile getirildiği, yanlış olanın uyarılabildiği, ortaklıkların yakalanarak, birbirine benzemeden de anlaşılabildiği, farklılıkların kendisini ifade etmesine ortam hazırlayan bir ruhtur. Buna momentum ruhu da denilmektedir. Birbirinin gözlerine bakarak ne hissettiğini, neler yaşadığını ve ne yapacağını anlamak demektir. Salt anlamak değil anladığı kadar tamamlamaktır. Özellikle eylem anlarında birbirini tamamlamak ve ortak ruhla hareket etmek önem taşımaktadır.

8-Eylemlerdeki vuruş tarzı etkili ve caydırıcıdır. Somut ve nettir. Hedefe kilitlenerek kesin sonuç almak için hangi gerilla taktiği gerekliyse onu seçmesini ve uygulamasını bilmelidir. Özgür sezgili tercihler ilkesi burada devreye girmektedir. Askeri sezgilerin güçlülüğü hem hedef seçiminde hem de hangi taktiğin uygulanacağında etkili rol oynayacaktır.

9-Kelebek etkisi kuantum fiziğinde kaos teorisiyle ilgili olarak bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen addır. 1996 yılında Zilan arkadaşın geliştirdiği eylem taktikte yaşanan tıkanmayı aşmış, Önderlik üzerindeki saldırıları kırmış yine Kürdistan’dan Türkiye’nin tüm metropollerine kadar herkesi özgürlüğe çekmiştir. Dersim’den dalga dalga yayılan büyüyen bir etki gücüne sahip olmuştur. Gare zaferinde Şoreş arkadaşın duruşu, Avaşin’de Serhat Gıravi arkadaşın komutanlığında gelişen direniş bu etkinin ve bu ruhun göstergesidir. Direniş, özgürlük ve kahramanlık ruhu bu arkadaşların duruşlarıyla, bu arkadaşları görmeyen, tanımayan herkesin bu arkadaşlara hayran kalmasına, asaletleri karşısında özgürlüğe bağlanmalarına yol açmıştır.

10-Kuantumun en temel ilkelerinden biri de insanın inancının, gücünün, sevgisinin ve maneviyatının bir hedefe ya da amaca odaklanırsa müthiş ve oldukça etkili bir enerji açığa çıkardığına yöneliktir. Örgütlenmiş ve amaca bağlanmış gerilla gücü tüm tekniklerden daha üstün yeteneklere sahiptir.

11-Kuantumik gerillacılık bireyin zekasının, yeteneklerinin ve becerisinin çok daha fazla öne çıktığı bir gerillacılıktır.

12-Kuantum fizik teoremine göre fotonlar bir kere birbirleriyle etkileşime girdiklerinde nereye giderlerse gitsinler birbirleriyle bağlantı kurabilir ve etkileşim içerisinde olabilirler. Gerillada yoldaşlık ve partiyle kurulan bağa tam anlamıyla böyledir. Nasıl ki yıllar öncesinde Eser arkadaş kırıntı düzeyindeki PKK’liliğin kendisinde kopmaz bağlar yarattığını belirtmişse, PKK’yle bir kere tanışan, PKK’de yaşayan kimse ondan kolay kolay kopamaz. Yoldaşlık bağı da öyle bir bağdır ki bir kere aranızda bağ kurmuşsanız bir daha bu bağların ne zaman ne uzaklıklar tarafından koparılması mümkündür. Birbirinizi görmeseniz de birbiriyle konuşamazsanız da birbirinizin acılarını, mutluluklarını ve düşüncelerini hissedersiniz.

21. yüzyıl gerillacılığını demokratik modernite gerillacılığı olarak tanımlıyoruz. Ancak 21. Yüzyıl gerillacılığını kuantumik gerillacılık olarak da tanımlamak mümkündür.  

 

9. Devrimci Halk Savaşının son aşaması halkın genel silahlanışını ve toplumun militarize olmasını öngörmektedir. Lenin de daha önce genel bir milis silahlı örgütünün ordu ve polis gibi merkezi iktidar aygıtların yerine geçmesinden ve bununla birlikte devletin ölümünden bahsediyor ve bunu Sosyalizm olarak adlandırıyor. Ancak iç savaş yaşandığında Bolşevikler klasik ordu örgütlenmesine geri döndüler. Özgür alanlarda da, Asayiş gibi merkezi emniyet organları ve merkezi komuta kurmayına sahip olan devrimci bir ordu bulunmaktadır. Acaba bu aygıtlar devrimin ulusallaştırma riskini bağırlarında taşımıyorlar mı? Bu bağlamda, “Savaşan Halk Gerçekliği”ni yaratmak halkın iktidarını nasıl garanti altına alabiliyor? Diğer bir deyişle ifade etmek istersek, öz-yönetim ve halkın silahlanması madalyonun iki yüzüdürler?

Yaşadığımız dünyada ve çağda bir de özelde de Ortadoğu’da özgürlüğünü gerçekleştirmenin yolu gerilla savaşından geçiyor. Kürdistan özgürlük gerillaları olarak bu bizim için bir tercih değil zorunluluktur. Özgür bir yaşamı inşa etmenin, onurlu ve özgür bir insan olmanın başka yolu olsaydı bunu tercih ederdik. Ancak Kürdistan’da partileşme ve buna dayalı gerillacılık olmadan yaprak bile kıpırdamıyor. Diğer sistem karşıtı hareketleri irdelediğimizde devlet, ordu ve eğitim kurumlarını oluşturduklarından ve kapitalist moderniteye karşı alternatif özgürlükçü kurumlaşmaları oluşturamadıklarından kaynaklı sisteme entegre olduklarını ve karşıtlarına benzeştiklerini görmekteyiz.

Bir de ordu ve savaş gerçeği erkek aklın açığa çıkardığı kurumlaşmalardır. Erkek ve iktidar olgusu yine bunun etrafında gelişen yaşamsal, ilişkisel, politik, ideolojik olgular oldukça karmaşık bir iç içelik taşımaktadır. Kadın üzerinden başlayarak geliştirilen bu olgunun en büyük zulümleri ve soykırımları içinde taşımasına rağmen binlerce yıl kendisini yaşatabilmesi de bu karmaşık iç içeliğinden ileri gelmektedir. Konuya ilişkin özellikle son yıllarda daha çözümleyici yaklaşımlar geliştirilmektedir ancak tarihin bu en eski geleneğinin hala çok köklü ve kurnaz bir biçimde yaşandığını hepimiz birebir yaşamakta ve görmekteyiz. Ordu kavramından konuya giriş yaparsak; bu kavram egemenlikçi kültürlere has bir kavram olduğu ve yine egemenlikçi kültürde erkek cinsinin hakimiyeti ile birlikte ortaya çıktığı için erkek egemen bir öze sahiptir. Ordulaşmak, savaş işiyle uğraşmak çoğu zaman iktidardakilerin güç yaklaşımıyla benzeşmeyle sonuçlanmaktadır.  Güç olmak doğal yaşamın tüm canlılara hasrettiği bir gerçekliktir. Fiziksel olarak yaşamak bile bir güçtür, konuşmak, insanlararası ilişki kurmak, toplumsal üretime geçmek yaşamın tüm detaylarında güç olabilmek gereklidir ve önemlidir. Burada beyinler ve yürekler güç olmanın sadece iktidarcı zihniyet ve yöntemlerle gerçekleşebileceği inancı ile karmaşıklaştırılmakta buna inandırılmaktadır. Güç olmak istiyorsa özellikle de Ortadoğu coğrafyasında bunun yolu mutlaka gerilla gücünün oluşturulmasından geçmektedir. Özgürlük ideolojisine ve bu ideolojik ilkelere dayalı olarak geliştirdiğimiz özgür gerilla birlikleri öncelikle bu noktada aydınlanmayı gerçekleştirme çabası içerisindedir. Tek güç olma biçimi, iktidarcı anlayışla tüm gücü kendi tekeline almak ve bunun için baskı uygulayarak ötekini iradesizleştirmek, çalarak güç olmak değildir. Gücün tek biçiminin iktidarsal olduğu yaklaşımı beyinlerdeki bir yanılsama aslında bir iradesizleştirme ve kendine eklemleyerek benzetme biçimidir.

Yaşayabilmek için özellikle de özgür yaşayabilmek için güç olmak şarttır ama bu güç asla iktidarcı zihniyetten ileri gelen bir güç anlayışı olmamalıdır. Çünkü özgürlük ve iktidar birbirinin tersi, birbirini dışlayan iki olgudur. Birinin olduğu yerde diğeri olmaz. Bunu mutlaka iyi ayırt etmek gerekmektedir. Gerilla mücadelelerinin de sisteme benzeşmemek ve eklemlenmemek için öncelikle bu kördüğümü çözebilmeleri, buradan başlayarak sistemi ve kendini aşma eylemini gerçekleştirmeleri çok önemlidir. Nasıl ki toplumsal eşitlik, özgürlük, kardeşlik mücadelesi veren güçler, reel sosyalizm bu çıkmazı çözemedi ve çözemediği için kendisi çözülüşe uğradıysa aynı akıbeti ders çıkarılmaması durumunda gerilla mücadelesi açısından da yaşamamız mümkündür. Güç olmak, iktidarı ele geçirmek olarak algılandığı anda iktidar güçlerine benzeşme ve aynılaşma ortaya çıkmaktadır. Daha doğrusu karikatürleşme yaşanmaktadır. İktidar ve güç olmak bir tuzak gibidir. Hemen hemen her eşitlik-özgürlük mücadelesi veren güç bu tuzağa düşmüştür.

 İnsanlığın özgürlüğe, eşitliğe ve adalete yani güzelliğe olan özlemi, sosyalizm mücadelesinin de özünü ifade eder. Tarih boyunca gelişen sosyalizm mücadelesi adeta insanlığın özgürlük, eşitlik, adalet belleği olmuştur. Çeşitli aşamalardan geçerek bilimsel diye nitelendirdiğimiz aşamaya geldiğinde de temel amaç hala budur. Tabii ki çelişkilerin ortaya çıkış biçimi, süreçler açısından çelişkiyi yorumlama ve temel çelişkiyi çözme yaklaşımı sosyalizm mücadelesine rengini veren temel boyut oldu.

19. yüzyılda Marks-Engels ve ardından da Lenin’le bilimsel aşamaya ulaşan sosyalizm, yükselen proletarya ve burjuva sınıflarının kızgın çelişkisini ve amansız çatışmasını temel alarak teorik tanımlamaya kavuştu. Mevcut öne çıkan çelişkiyi tanımlama anlamında elbette ki doğru tespitlerdi, ancak toplum ve birey yaşamının karmaşıklığı, çeşitliliği ve iç içeliği düşünüldüğünde eksik tespitlerdi. Ve eksikliği, pratikleşmesiyle de birlikte yanlışları ortaya çıkardı. Toplum yaşamının eşitsizliğini, farklılıkların karşıtlaşmasını, birey-toplum, kadın-erkek, toplum-birey-doğa ilişkisini ve çelişkisini, hücrelere sinmiş egemen-köle zihniyetini vs salt proletarya ve burjuva sınıfı arasındaki çelişkinin çözümüne bağlamak, tüm bu sorunları çözmek açısından yeterli değildir. Çözüm adına proletaryanın diktatörlüğünü devletleştirmek, sosyalizmin çözmek üzere omuzladığı sorunlara deve olamadı. Çünkü sosyalizm mücadelesi, detayda yaşama, topluma, bireye, cinslere, doğaya girebilmek, her girdisine bir yaklaşım belirleyebilme mücadelesidir. Örneğin burjuvaziyi devirip de proletaryanın iktidarını kurduğunuzda bir kadının ev içinde ya da sokakta, okulda, iş yerinde maruz kaldığı inanılmaz sömürüyü, neredeyse genlere taşırılmış kadın köleliğini ve erkek egemenliğini çözmüş olmuyorsunuz. Eşitsizliğin, adaletsizliğin olduğu yerde ordular, devlet ve diktatörlük vardır. Bunların varoluş kaynağı budur. Bu yüzden de devletin, ordunun, diktatörlüğün özgürlükçüsü ya da sosyalisti olamaz.

Nitekim gerçekleşen sosyalizm en fazla da bu gerçeği bize gösterdi hem de trajik örnekleriyle. Özgürlük hareketimizde bu tehlikeyi aslında reel sosyalizmin çözülüşünden sonra daha derinden farketti ve gereken değişimleri geliştirme arayışına girdi. Değişim tartışmaları 1999 yılından sonra daha da derinleşti ve zaten ordu örgütlenmesi ortadan kaldırıldı. ARGK adını alan güçlerimiz kendisini HPG ve YJA STAR olarak örgütlendirdi. Özsavunma örgütlülüğüne dönüştürüldü. Bu kendi karşıtına dönüşmemek ve faşist ordu güçlerine benzememek için geliştirdiğimiz tedbirlerdir. Önderliğimiz sosyalizm mücadelesini geliştirirken ve hareket olarak bunun mücadelesini verirken en başta da kadın olgusunda, onun iradesinde dengesini kaybetmiş iktidarcı zihniyet gerçekliğini çözümleyebilmeye ve ona göre çözüm çeşitliliğini geliştirebilmeye stratejik değer atfetti. Artık sosyalizmin başarısı buna bağlıdır. Önce kadının duygusu, düşüncesi ve fiziği vurularak ortaya çıkarılmış bir egemen sistem gerçekliğine karşı mücadele ediyorsak, o zaman önce kadının duygusunu, düşüncesini, fiziğini, iradesini özgür yaşam felsefesi ile canlandırma mücadelesini vermek zorundayız.

Bu elbette ki erkek iktidarı yerine kadın iktidarını kuralım demek değildir. Bahsettiğimiz her türlü iktidar zihniyetinden uzak bir özgür yaşam mücadelesidir. Zaten iktidar, tekleşen bir olgunun bu cins de olabilir, sınıf da olabilir, ırk da olabilir gücü kendinde merkezileştirerek baskı ve zor kurumları ile tahakküm oluşturmasıdır. Bu nedenle çağımız sosyalizm mücadelesinin en temel karakteri, iktidarcı zihniyetten kendini arındırmış ve toplumun çeşitliliğini gören ve çeşitliliğin iradesine saygılı, eşitlikçi ve özgürlükçü yaklaşan bir zihniyeti giderek geliştirmesidir. Şimdi sosyalizm mücadelesine kadın iradesinin katılımı, topluma özgürlükçü ve eşitlikçi yepyeni bir yaşam olanağı sunması çok önemlidir. Gerçekleşen sosyalizm kadın iradesinin yeşermediği bir sosyalizmin başarıya gidemeyeceğini kanıtlamıştır.

 

10. “Devrimci güçler 21’inci yüzyılda bile devrimci savunma savaşını kazanabilirler mi” sorusu sadece Kürdistan ve Ortadoğu’daki mücadele açısından değil, küresel çapta da başka bir dünya için mücadele eden herkes açısından ve Avrupa’daki devrimci sol olarak bizim açımızdan da önemlidir. Basit tedbirlere dayanarak yüksek teknoloji ile donanmış bir orduya karşı başarı kazanmak mümkün müdür? 21inci yüzyılda bir devrimin gerçekleşme ihtimali varsa, bu savaşın ufkunda bir kurtuluş perspektifi mevcut mudur? Dünya’daki devrimci güçlerin Kürdistan’a yüzlerini dönmesi bu nedenledir. 20İnci yüzyılın ikinci yarısında Küba, Vietnam, Cezayir ve daha birçok yerdeki klasik gerilla başarıları halklara ilham kaynağı oldular ve bir kurtuluş savaşı dalgasını başlattılar. Bu zaferler Avrupa’da da şehir gerillacılığı kuramının ortaya çıkmasına da neden oldu. Türk faşizmini ezebilirse, Kürdistan bir umut merkezine dönüşebilir. Bu bağlamda, bu anlayış ve kuramın geliştirilmesinde siz kendinizi ne kadar sorumluluk sahibi görüyor musunuz? Sizin sorumluluklarınız nelerdir? Dünya’daki devrimi örgütler bu projeyi desteklemek ve onun bir parçası olmak için nasıl bir rol oynayabilirler?

Haklı olmak kazanmak için yetmez. Haklı olmanın, özgürlüğün, iyinin, doğrunun, gerçeğin ve sevginin savaşçısı olmanın yetmediği bir çağda yaşıyoruz. Tarihsel ve toplumsal gerçekliği irdelediğimizde hakikati savunan ve toplum yaşamında etkili kılmak isteyen çok sayıda özgürlük savaşçısının katledildiğine ya da tutsak edildiğine tanıklık ederiz. Özgürlük uğruna çok mücadele edilmiş, ağır bedeller ödenmiş, halklar en güzel, en cesur ve en kahraman çocuklarını özgürlük savaşına vermişlerdir. Özgürlüğün kazanmaması hakikat olmadığı ya da onun uğruna yeterli bedelin ödenmemesinden kaynaklanmamaktadır. Özgürlüğün, hakikatin kazanacağı kuram ve kurumlaşmaların oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Özgürlük soyut değil oldukça somut ve toplumsal bir gerçekliktir. Daha planlı, örgütlü ve toplumun ihtiyaçlarına cevap oluşturabilen kurumlaşmaların oluşturularak inşa gücü olunmalıdır. Özgürlük aynı zamanda inşa gücü olmaktır.

Gerilla güçlerimiz hiçbir zaman salt elinde silah, savaşan bir güç olmamıştır. Oluşturmak istediğimiz, amaçladığımız ve hayal ettiğimiz özgür insanın prototipi gerillada gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Güçlü ve her soruna cevap olabilecek ve çağın bilme sınırlarını aşan bir zihniyet devrimini gerçekleştirecek ideolojik argümanlara sahibiz. Yine kırk yıla yakın bir savaş deneyimimiz gerilla mücadelemiz var. Savaş doktrinleri salt akademilerde ya da uzaktan oluşturulamaz. Savaşın teorisi yaşamın içinden çıkar. Yaşam öğretir ve ikna eder.

Bizler en büyük tekniğin insan olduğuna inanıyoruz. Düşünen, sorgulayan, irade olabilen ve kendini örgütleyen insan tüm tekniklerden daha üstündür. Gerillanın tanımı da bunun ifadesidir. Küçük güçlerin, ezilenlerin haksızlıkları ve adaletsizliği kabul etmeyen silahlı gücüdür. Hiçbir ordu gerilla gücünü tümden yenilgiye uğratamaz. Gerilla gücüne ağır darbeler vurabilir, zorlayabilir ancak yenemez. Gerillanın yenilmesi mümkün değildir. Biz buna inandığımız için tüm dünya üzerimize geldiği halde kendi amaçlarımızdan vazgeçmiyoruz. Kimyasal silah kullanarak bizi alt etmek istemelerine rağmen güçlerimiz asla teslim alınamayan gerilla iradesini herkese gösterdi, gösteriyor. Gerillanın özgürlüğü inşa edecek güç olduğuna inanıyoruz. Kendimize de düşmanı yenebileceğimiz konusunda sonuna kadar güveniyoruz. Hiçbir silahlı güç yenileceğini bildiği bir savaşa girmez. Savaşta salt direnmek için yürütülmez. Savaşlar kazanmak ve zafer için verilir. Biz kendi gerilla taktiklerimize ve güçlerimizin kabiliyetine güveniyoruz ve kapitalist modernite sistemine senin istediğin gibi olmayacağız, senin istediğin gibi yaşamayacağız diyoruz.

Kapitalist modernite özellikle de reel sosyalizmin çözülüşünden sonra sosyalizm mücadelesi yine gerilla mücadelesi hegemon sistemler karşısında başarı kazanamaz düşüncesini ve duygusunu oluşturmak için çok uğraştı. Belli boyutlarıyla da sonuç aldı. Geçmiş pratiklerden ve gerilla mücadelesinde kendini tekrar eden ve başarı oluşturmayan tarzlardan sonuçlar çıkarmak oldukça öğretici ve değerlidir. Ancak bu hata, eksiklik ve yetersizlikleri görmek gerillacılıktan vazgeçmek ya da bu mücadele tarzına inançsızlaşmak değildir. Her başarısızlık hakikat olmadığın anlamına gelmez. Başarısızlığa yol açan nedenler üzerinde yoğunlaşarak başarının gerekçelerini ve yollarını düşünerek 21. Yüzyıl gerillacılığının kuramını ve taktiklerini oluşturduk. Tüm devrimci güçlerin feyz alacağı bir gerçeklik haline gelme amacımız tabi ki var.

Diğer devrimci güçlerin bizi tanıma bizimde kendimizi tanıtma ve anlatma sorunlarımız yaşanabiliyor. Örneğin PKK’nin haksızca konulduğu terör örgütleri listesinden çıkarılması için yoğun bir mücadele yürütülüyor. Ancak kendine insanım bir de devrimciyim diyen herkesin hareketimizin terör örgütleri listesinde olmasına karşı çıkması ve bunun için mücadele yürütmesi gerekiyor. Bizler kendi deneyimlerimizi sistem karşıtı tüm hareketlerle paylaşmaya hazırız. Bu konuda bizimle iletişime geçen örgütlere de eğitimden tut her konuda destek oluyoruz. Bizim için önemli olan faşizmin yenilgisidir. Ulusal ya da sınıfsal çıkarlara dayanan bir örgütlenme değiliz. Dünya devrimci hareketleriyle daha fazla ortaklaşan, daha fazla dayanışma içerisinde olan hatta ittifaklar geliştirerek emperyalizme karşı mücadele eden bir özsavunma ağını oluşturmanın gerekliliği kendisini her zamankinden daha fazla dayatıyor.  Başarıya ulaşmak ve kazanmak istiyorsak bunu gerçekleştirmeliyiz.

Açıklamalar

Egîd, Agir, Serhed ve Xeyrî Yoldaşlarımızı Saygıyla Anıyoruz!

23.02.2024
HPG BİM Şehit Açıklaması

Devamını oku

Zap’taki Kepçeler Darbelendi

22.02.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

Fedai Militan Şervan Varto Yoldaşımızı Saygıyla Anıyoruz

21.02.2024
HPG BİM Şehit Açıklaması

Devamını oku

Dijwar Elbak Yoldaşımız İran Güçlerinin Pususunda Şehadete Ulaştı

20.02.2024
HPG BİM Şehit Açıklaması

Devamını oku

Zap’ta Gerçekleşen Devrimci Operasyon’da 1’i Yüzbaşı Toplam 37 İşgalci Cezalandırıldı

18.02.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

Girê Amediyê’deki Kepçe Darbelendi

16.02.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

Zap’ta 1 Kepçe Darbelendi

10.02.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

Serhed Tekoşîn Yoldaşımızı Saygıyla Anıyoruz

09.02.2024
HPG BİM Şehit Açıklaması

Devamını oku

telegram