Yurtseverlik ve Tünel Savaşı (1. BÖLÜM)

Yurtseverlik ve Tünel Savaşı (1. BÖLÜM)

Eğer büyük bir vatan sevgisi olmasaydı herhalde insanlar vatanları için canlarını vermezlerdi. Belki de hiçbir fedakarlığa katlanmazlardı. İnsanlar üzerinde doğup büyüdükleri, havasını soludukları, suyunu içtikleri, toprağında büyük bir emekle besledikleri hayvanlarını, yetiştirdikleri ürünlerini, meyvelerini kullandıkları için doğal bir bağlılıkları gelişir. Hiç kimsenin belki de ‘’senin bu toprağı sevmen gerekir’’ demesine gerek kalmadan dağlarına-taşına ovalarına, akarsularına, ormanlarına, sıcağına soğuğuna içtenlikle bir sevgi beslenir. Bu en doğal bir sevgi oluşumu ve akışıdır.Tabi herşey maddi değildir. Yani yeme-içmenin verdiği rahatlık, refah ve benzeri ile o bağlılık açıklanamaz. Açıklansa da yetersiz kalır. Buna bir de düşünceyi,maneviyatı, duyguyu eklemek lazım.

İnsanlar küçük topluluklar halinde yaşarlarken kendi aralarında bir takım üretime dayalı ilişkiler kadar sevindikleri veya üzüldükleri anlarında da ortaklaşan duygular yarattılar. Bu duygular bir mekan üzerinde, yani o topraklar üzerinde şekillenmiştir. Yani mekandan,somuttan kopuk bir sevgi yoktur. Varsa da yalan veya sanaldır.Tüm sevgilerin kaynağı olan yurtsevgisi bu anlamda bir hakikat sevgidir.

Yaşam kadar ölüm de vardır. İnsanlar yitirdikleri aile fertleri başta olmak üzere köyün,kabilenin, aşiretin, şehrin veya ülkenin en sevdikleri birisi yaşamını yitirdiğinde doğal olarak üzülür. Onun mezar ziyaretine gitmek, ona içten gelen bir dizi söz söylemek,farkında olmadan mırıldanmak veya onun kendisiyle konuştuğunu duymak veya hissetmek bir insana inanılmaz derecede güç, moral verir. Demek oluyor ki, insanı toprağa bağlayan sadece maddiyat değildir. Bir de insanların kendi aralarında kurdukları çok farklı ilişkiler vardır. Bu ilişkiler,tarihsel süreç içinde ortak değerlere bağlılık temelinde bir bağlılık ve sevgiye dönüşür.

Özetle insanlar,yaşamı hergün bıkmadan usanmadan yeniden ve yeniden üretip-yaratma ilişkileri içerisinde ortak dil, davranış ve kültürü de geliştirirler. Gelenekler, görenekler, ortak umutlar, ortak sevgiler, saygılar, acı-üzüntü duyulan olaylar, değerler hepsi birer birer oluşturulur ve bunlar anonim bir hafıza ve refleks oluştururlar. Bir süre sonra,kadını köleleştirme, sınıflaşma, kentleşme ve devletleşmeyle birlikte artık başka toprakları ele geçirme, o topraklar üzerindeki insanları kendine köle yapma süreci başlar. Böyle bir süreçle birlikte üzerinde doğup büyüdükleri topraklarında, vatanlarını işgal etmek isteyenlere karşı mücadeleye başlarlar.Onları ucunda ölüm,işkence,yaralanma ve hatta esaret olan bu mücadeleye iten,insanların derinden hissettikleri yurtsevgisidir.

İnsanlığın beşiği Ortadoğu olarak kabul gören ortak bir görüştür. Dolayısıyla yurtlaşma, sınıflaşma, kentleşme ve devletleşme ve Sargonla başlayan imparatorlaşma,merkezi hegemonyayı yayma süreci de bu alanda başlamıştır. Yurtseverlik savaşı da bu sürece karşı halkların varlık ve özgürlük savaşları olarak başlamış ve çeşitli biçimlerde devam edegelmiştir.Nerde bir işgal,istila,ilhak ve sömürgeleştirme girişimi varsa,orda mutlaka büyük bir yurtseverlik temelinde başarılı veya başarısız mutlaka bir karşılık verilmiştir.Bu temelde de her halkın mitolojik bir yaratılış veya oluşum öyküsü oluşmuş veya oluşturulmuştur. Kürtlerin de vardır. Newroz destanı ve mitolojisi böyle bir savaşın en özlü, en destansı anlatımıdır.

Önder APO PKK’yi çağdaş bir Medya hareketi olarak nitelendirir. Medlerin üçyüz yıllık yurt tutma ve yurtlaşma savaşına benzetir. Bu açıdan PKK öncelikle bir halkın var olma ve özgürlük savaşını örgütlendirilmesidir. Bunun da ancak sosyalizmle mümkün olacağını daha ilk günden Önder APO dile getirmiştir. Çünkü bizler ülkemizi ve halkımızı o kadar çok seviyoruz ki bu topraklar üzerinde diktatör, faşist, işbirlikçi, oligark, hain ve kadını egemenlik altına alan vb.’lerinin bu topraklarda yaşamasını büyük bir çirkinlik, haksızlık,zulüm ve adaletsizlik olarak görüyoruz. Bu toprakların üzerinde yaşayan bu halka da hiç yakışmayacağını düşünüyoruz ve bu halk özgür yaşamalıdır. Kendi tarihine, kendi kökenine, dil ve kültürüne dayanarak başka halklarla eşit ve özgürlük temelinde yaşamayı haketmiştir. PKK yurtseverliğinin özü buna dayanır.

Vietnamlıların yurtseverliğinden çok etkilendik desek abartı olmayacaktır. Vietnam halkına ait olan şu sözleri sanıyoruz PKK’nin ideolojik dönem kadrolarının hepsi adı gibi bilir: ‘’Biz Çiçu’luyuz, biz toprak yeriz, ot yeriz, ağaç kökü yeriz fakat yine de bu toprakları emperyalistlere terk etmeyiz, bırakıp da gitmeyiz.’’

Klasik sömürgeciliğin en vahşi biçimde uygulandığı Kürdistan’da büyük bir yurtseverlik düşünce ve duygusu kadar onun kurtuluş iradesi ortaya çıkarılmadan değil özgürlük savaşı yürütmek, ülkenin adını anmak bile mümkün değildir. Kürdistan’da soykırımcı-sömürgeci Türk devletinin uyguladığı Şark Islahat Planı ve onun değişen sosyal-ekonomik koşullara göre güncelleştirilip-derinleştirilmesi neticesinde ülkesine, toprağına ve onun özgürlük mücadelesine sahip çıkacak insan neredeyse kalmamış gibiydi. Kürtlük ve Kürdistan uğraşılmaması gereken bir belaydı artık! Kolayca terkedilen,önderliğin dediği gibi, “allahısmarladık bile demeden Kürtlükten,toprağından kopuşun bu kadar kolay olduğu bir dönemde” böyle bir belaya çatmayı kim göze alabilirdi?

Önder APO bu sürecin ortaya çıkardığı insan tipini şöyle ifade etmektedir: “Günümüze geldiğimizde en ilkel klan-kabile boylarının bile yaşam açısından vazgeçilmez gördükleri toprak parçasını, günümüz Kürdistan'ında toptan ailece terketmek, insanlıktan ne kadar geri kaldığımızı, ondan da öteye koptuğumuzu en bariz bir şekilde ortaya koymaktadır. Çok hazindir ki, bu durum kendiliğinden olmaktadır... Bizde bölük bölük, tabur tabur insanlar karın doyurmak uğruna bin yıllık anavatan topraklarını terkediyor. Karın doyurmak da mümkün olsa... Her şeylerini yitiriyorlar. Geçmişte, katliamlar döneminde zorla göçertildiler, iskan ettirildiler. Peki ya şimdi? İnsanlar aç bırakılıyor. Bu da bir kaçırtma yöntemidir. Yalnız bu da değil, toprak üstünde kalıp da toprağa ihanet etme durumu da var, toprağa beş metelik değer vermeme durumu var. Onun özgürlüğü uğruna dilini bile kıpırdatmama var. Bundan daha büyük inkarcılık, bundan daha büyük vatansızlık söz konusu olabilir mi? Ama bu yaygındır. Bu kadar toprağa bağımlılığını, sevgisini terketmiş, bunu yadsımış ve böylece yabancılaşmayı en tehlikeli noktada yaşayan bir kişi, bir aile, bir halk aslında kendi kendine köleliğin en tehlikeli biçimlerinden birisini yakıştırmış demektir. Günümüzde bir karış toprak uğruna savaşlar oluyor, oluk oluk kan akıyor. Bizde yadsıma had safhadadır. Hiçbir ülkede bizim ülkede olduğu kadar toprağa hor bakma, onu harabelerden ibaret, kuru ve verimsiz görme yoktur. Ona hayır getirmez olarak bakma, toprağa sırt çevirme, onu çiğneme gibi kötü bir duygu hiçbir halkta gelişmemiştir. Toprağımız çiğnenilmektedir.

Çok yitirilen ve aşındırılan bu yanımızı mutlaka ortaya koymak zorundayız. Zaten PKK'nin en önemli bir ilkesel çıkışı da budur. PKK bütün faaliyetlerin temeline yurtseverliği koymuştur. Devrimci yurtseverlik olmadan enternasyonalizm, demokrasi ve sosyalizm de olamaz dediği için, kitle çizgisine ve militan bir savaşçılığa ulaşılmıştır.

Anlamadık, bilmem kavramadık demeye hiçbirinizin hakkı yoktur. Ben bir çırpıda hepsini anlatabildim. Siz aylarınızı veriyorsunuz, neden bu dersleri kavramaya gücünüz yetmiyor? Sıradan vatanseverlik ki, o da bir derstir; bizim yaşam varlığımızdır. PKK demek, vatanseverlikle işe başlamak demektir. Vatana nasıl ihanet ettik, nasıl vatana geri dönüyoruz? Bunu biraz kavrayan, biraz kendine yediren adam ülkesine müthiş yönelir, ülkesine yönelirken “bana zaten parti gerekli” der. Ordu da, parti de gerekli. Bu düzeyde onun gerekleri de vardır. Nasıl partileşiyor? Nasıl ordulaşıyor? Bunları bilmeden insan vatanseverim diyebilir mi? Ben ülkeye varım diyebilir mi? Ve hatta yaşamaya varım diyebilir mi?

İşte vatansızlaştırmayı kabul etmeyen,isyan eden, yüreği ve beyniyle tümüyle Kürdistan kesilmiş bir insan bu süreci tersine çevirebilidi. Önder APO’da somutlaşan büyük bir yurtseverlik,sömürgeciliğe başkaldırmanın,bilinci, cesareti ve esas yaşam ilkesi olmuştur.

Bu kadar Kürdistan sevgisi ve sorumluluğu olunca Önder APO herşeyi deyim yerindeyse ince eleyip sık dokudu. Adeta kendi deyimiyle iğneyle kuyu kazarcasına bir mücadeleye girişti. İnsanların beyinlerinde oluşturulan sömürgeci karakolları, yazılımları ortadan kaldırmak, onları ülkeye yöneltmek akıl karı değildi. Birçokları da Önder APO’ya zaten bunu söylüyorlardı. Fakat Önderlik daha ilk günden şu veya bu engele,dogmaya takılmadan bu ülkeyi ve bu halkı özgürlüğe götürecek ne gerekiyorsa onu yapmakta asla tereddüt etmedi.Bütün riskleri göze aldı ve bunları aşmak için de,kendisini öncelikle buna göre oluşturdu.

Gerektiğinde kendisini aylarca bir odaya kapatıp okudu, inceledi ve yoldaşlarıyla tartıştı,halka gitti. Bir insan yaratmak için tüm ikna gücünü kullanmak için büyük bir çaba sarf etti. kazandığı insanlardan örgütlü bir yapı, bir parti oluşturabilmek için de bir o kadar büyük emek sarf etmekten çekinmedi. Düşmanın saldırıları artınca savaşma, Haki Karer yoldaş şehit düşünce intikam alma kararını ve Partileşmeyi büyük imkansızlıklara rağmen geliştirmekten geri durmadı. Bütün gücünü ve yoğunlaşmasını buna verdi. Hilvan-Siverek mücadelesini titizlikle başlattı, yürüttü ve geliştirdi. Bunun yeterli olmadığını görünce de hicret etmeye karar vermekten asla tereddüt etmedi. Kim ne der, buna aldırmadan yurtdışına çıkarken dahi dönüşümü büyük bir inançla tasarladı. Çünkü o kadar Kürdistan topraklarına bağlıydı ki öncelikle her türlü mültecileşme ve ülkeden kaçkınlığa karşı büyük bir teorik, ideolojik, örgütsel, politik mücadele yürüttü. Büyük yurtseverliği öncelikle beyinlerde, yüreklerde yeşertti. Vatana dönmek üzere eğitim gören yoldaşlarıyla iç içe yaşamasını ve o hazırlık sürecini esas olarak kendisinde geliştirdi ve büyük bir yoğunlaşmayla yoldaşlarına da doğru bir yöntemle ve etkili bir üslupla yansıtmasını da bildi. Ülkesini kalben seven bir insanın yapabaileceğinin azamisini yaparak etrafında yurtseverlik bilincini kazandırdığı yoldaşlarını tekrardan Bakurê Kurdistan’a ulaştırmayı başardı.

Önder APO’nun hazırladığı gerilla gücü Agit yoldaşın şahsında büyük bir yurtsever ve devrimci sosyalist karakterle 15 Ağustos 1984 yılında tarihimizin diriliş hamlesini başlatmıştır. Sömürgeci-soykırımcı düşmana sıkılan bu ilk kurşun aynı zamanda büyük bir yurtseverlik uyanışının, biliçlenmesinin, örgütlenmesinin ve savaşmasının da temelini atmıştır.Başından beri uzun süreli devrimci halk savaşı olarak planlanan gerilla savaşı kesintisiz 40 yıldır devam etmektedir. Bu 40 yıl boyunca,büyük kahramanlıklar sergilenmiş, efsanevi direnişler ortaya konulmuştur.Dünya devrim tarihlerine ışık tutabilecek ,gerilla savaşlarına ilham olabilecek çok yönlü savaş taktikleri geliştirilmiştir.Sömürgeci faşist Türk devleti ile kıyasıya bir teknik taktik savaşı yürütülmüştür.Düşmanın geliştirdiği her yeni tekniğe karşı yeni taktikler geliştirerek boşa çıkarmaya çalışmış,bunda ısrar etmiştir.

Açıklamalar

Apocu Fedai Militan Eser Yoldaşımız Şehadete Ulaştı

13.04.2024
HPG BİM Şehit Açıklaması

Devamını oku

Halkımızın Ve Yoldaşlarımızın Bayramı Kutlu Olsun

11.04.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

İşgalci Ordunun Gizlediği Gerçeklere Dair Belgeler!

09.04.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

Savaş Tünellerine Yönelen İşgalciler Cezalandırıldı Ve Silahına El Konuldu

09.04.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

2024 Yılı Mart Ayı Savaş Bilançosu

05.04.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

Edessa Cejna Yoldaşımızı Saygıyla Saygı İle Anıyoruz

03.04.2024
HPG BİM Şehit Açıklaması

Devamını oku

Ekin ve Canşêr Yoldaşlarımız Şehadete Ulaştı

03.04.2024
HPG BİM Şehit Açıklaması

Devamını oku

Zap’ta 1 İşgalci Cezalandırıldı, 2 Dron Düşürüldü

31.03.2024
HPG BİM Açıklama

Devamını oku

telegram