Yaşam sürekli bir devinim ve değişim içindedir. Bunun için “değişmeyen tek şey değişimdir” gibi iddialı sözler ileri sürülür.
Bütün bunlar, içinden geçmekte olduğumuz siyasi sürecin karakterini hatırlatmaktadır. Fakat her şey değişmez, değişmeyen değerler de vardır. Bir de her değişimin kendi kökü üzerinden gerçekleşmesi gibi bir durum vardır. Bunlar da sürekliliği anlatır ki değişim ve süreklilik bir arada olduğunda anlamlı bir bütünlük oluşturur.
PKK 12. Kongresinin üzerinden geçen bir yılda yaşanan siyasi ve askeri gelişmeler Önder APO’nun başlattığı değişim-dönüşüm ve yenilenme hamlesinin ne kadar gerekli ve yerinde olduğunu kanıtlamıştır. 3. Dünya Savaşı içinde halkımıza yönelen soykırım saldırılarına karşı mücadele stratejisinde yapılan değişim, hem halkımızın bu savaş dalgası altında ezilmesini önlemiş hem de mücadelenin çok geniş bir yelpazeye yayılmasını sağlamıştır. Zamanın ruhunu yakalamak diye bir deyim vardır. Aşılan ve aşılması gerekenle sürekliliği olan değerler esas alındığında zamana gerekli karşılık verilebilmektedir. Dünya örneklerinde değişim-dönüşüm, yenilenme adına yapılan girişimler her zaman aynı sonucu vermemiştir. Sovyetler başta olmak üzere birçok hareketin bu şekilde tasfiye olduğu biliniyor. Kendi kökleri üzerinde yenilenmeyi esas almak ise her türlü fırtınaya karşı ayakta kalmayı sağlamaktadır. Apocu Hareketin yaptığı budur. Paradigmasal yenilenmenin 2000’li yılların başında gerçekleştiği biliniyor. 12. Kongre sürecinde Önder APO PKK’nin tarihi rolünü oynadığını belirtip fesih kararının gerekçelerini sunmuştur. “Aşılan, ulus devlete dayalı ulusal kurtuluş savaşı stratejisidir” diyerek alternatifini de demokratik uluslaşma ve onun kurumlaşmaları şeklinde ortaya koymuştur. Stratejik kararlar alınırken zihniyet temelinde bir özeleştiri süreci başlamıştır. Reel sosyalizmin etkileri sorgulanmış; Önderlik gerçekliğiyle bütünleşmenin önündeki anlayış sorunları mahkûm edilmiştir.
Bu anlamda 12. Kongre Önder APO’ya bağlılığın her düzeyde sergilendiği bir kongre olmuştur. Özeleştiri süreci de bu temelde başlatılmış ve bugüne kadar da sürdürülmüştür. Yani 12. Kongre bir günde başlayıp biten bir kongre değil yeni bir sürecin başlangıç zemini olmuştur.
Değişim-dönüşüm ve yenilenme ile siyasi süreç birlikte yürütülmüştür. Hareket yönetimi geçmiş pratik süreçleri kapsamlı bir değerlendirmeyle ele alıp özeleştiri geliştirdiği gibi her bir yoldaş kendi özeleştiri raporuyla bu sürece katılmıştır. Bu yönlü çabalar hareketteki yenilenme arayışının sürekliliğini göstermektedir.
Bazı hususlar ise ister istemez devletin adım atmasına bağlanmıştır. Çünkü yasal zeminde siyaset Türk devletinin kabulünü ve yasa hazırlamasını gerektirmektedir. Bunun dışında hareketimiz kendi inisiyatifinde stratejik, taktik, örgütsel her alanda yenilenmeyi gündemine koymuştur. Önder APO’nun 27 yıllık esaretinin sürüyor olması tüm yoldaşları en çok zorlayan husustur. Zihniyette ise en çok zorlanılan husus Önder APO’nun sürekli eleştirisini yaptığı, tekrara yol açan dogmatizm ve bundan kaynaklı alışkanlıklar olmuştur. Özellikle de silahlı mücadele stratejisine son verildiği halde hiçbir güvencesi bulunmayan sürecin yarattığı tehdit ve tehlikelere karşı meşru savunma temelinde askeri konumlanmanın sürdürülmesi ve hem olası gelişmeleri karşılayacak hem de hiçbir güvenlik zaafına yer vermeyecek kadar disiplin içinde yürütülmesi hayati önemdedir. Rojava’da yaşanan gelişmeler de bunu açıkça kanıtlamıştır. Sürecin farklı seçeneklere açık karakterinden dolayı askeri-siyasi tutum değişkenlik gösterse de esas değişimin zihniyette gerçekleşmesi gerekiyor ki bu ne devletin tutumuna ne de güncel gelişmelere bağlıdır. Yeni manifesto temelinde ideolojik-politik formasyon ve kişilik kazanmak öncelikle aşılması gereken yetmezliklerle sürdürülmesi gereken değerlerin doğru tespit edilmesine bağlıdır. 12. Kongre PKK’nin mirasını, Önder APO’ya bağlılığı ve şehitler başta olmak üzere halk değerlerini tartışmasız sahiplenmeyi ve savunmayı resmi olarak da karar altına almıştır. Örgüt ve yaşam kültürümüz kongre kararlarıyla da bağlayıcı hale gelmiştir. Değişim-dönüşüm adına öz değerlerini reddetme durumuna gelmemek, savrulma yaşamamak için her şeyin kendi köklerimiz üzerinde geliştirildiğini bir an bile unutmamak gerekiyor. Aksi halde PKK mirası ve yarattığı değerlerin inkarcısı durumuna düşülebilir. Önder APO yaşanan tekrar durumunun kendisine yük olduğunu ve bu yükten kurtulduğunu belirtmiş ancak PKK’nin bugüne kadar başardığı ve yarattığı değerleri de açıkça sahiplenerek doğrultuyu göstermiştir. Reel sosyalizmden kaynaklı yanlışlar sorgulanırken en başta ulus-devletçi anlayış ele alınmıştır. Savaş yöntemiyle ulus haline gelmek ulus-devlete yol açarken demokratik uluslaşma meşru savunma çizgisinde demokratik toplum inşasını gerektirmektedir. Doğru temelde inşa çalışmasının yapılmasının önünde merkeziyetçi, bürokratik, statükocu, cinsiyetçi ve dogmatik özelliklerin bulunduğu tespit edilmiştir. Bunlar toplumsal bağlarımızı ve politik yaratıcılığımızı zayıflatan, özgürlükten uzaklaştıran yanlarımızdır.Tüm sorgulama ve özeleştirilere rağmen, eskiyi aşmayan yaklaşımlar yoğundur ve bunlar yeni sürece cevap olmamaktadır. Temelinde ulus-devletçiliğin üzerimizdeki etkilerinin tam anlamıyla görülmemesi, eleştirilerin yeterince hazmedilmemesi veya içselleştirilmemesi vardır.
Merkeziyetçiliğin her alanda sürdürülmesi bir iktidar hastalığı olarak sorgulanmalı; demokrasinin bir yaşam biçimi olması, halkın söz ve karar sahibi haline gelmesi devletçi-iktidarcı zihniyet ve sisteme karşı çare olarak görülmelidir ki kişilik, tarz ve üslup da buna göre şekillensin. Örgüt içinde başlayan bu yetmezlikler halka katlanarak yansımaktadır ve sürecin gerektirdiği inşa pratiğine yeterli cevap verilmemektedir. Zihniyet ve bilinçte derinleşme sağlanmayınca, özeleştiriler yeni bir kişiliğe dönüşmeyince hakikat yerini sasnallığa ve “sanma”ya bırakıyor. Sanmakla, niyet etmekle bu işlerin yürümediğini hepimiz biliyoruz. Fakat Önderlik uyarıları bu noktada yoğunlaşıyor. İktidarın her türlüsü çürütür. Bunun tek çaresi komünal zihniyet ve örgütlenmedir. “Öyleymiş gibi yapmak” ama hakikatine girmemek temel bir karakter ve etik sorunudur. Sorunun ele alınışı zihniyet temelinde olmalıdır. Düzenleme, yetki, tüzük ve işleyişlerden çok anlayış önemlidir. Kadın özgürlüğü başta olmak üzere toplumdaki farklılıklar, renklilikler kendini ne kadar iyi ifade edebiliyorsa demokrasi ve özgürlük o kadardır. En demokratik dediğimiz zihniyete sahip olanlar bile kadın özgürlüğüne doğru yaklaşmadığında, erkek egemenlikli zihniyeti derinliğine çözümleyip aşmadıkça bunun yaşama yansıması kaçınılmaz olmakta ve iktidarcılık her fırsatta tekrarın tekrarını yaşatmaktadır. Özellikle toplumsal meselelerde halkın yerine karar vermeye kalkanların devletten farkları kalmıyor ama bunun devrimcilik adı altında yapılması işleri daha da karmaşık hale getiriyor. Komünler kurulup iradeleri güçlü bir bilinç ve örgütlenme temelinde geliştirildiğinde gerçekten de halkın kendisi her konuda karar ve uygulama gücü haline gelecek ve kapitalist sömürgeciliğin yarattığı tahribatların önüne geçilebilecektir. Özgürlük Hareketinin yönetimi uzun yıllardır bunun böyle olması için mücadele ediyordu ama tam bir sonuca götüremediği için alanlarda da karşılığını bulamadığı biliniyor. Bu yüzden dönüp yine kendini sorgulayan, eleştiri-özeleştiri süzgecinden geçiren bir hareket gerçekliği var. Fakat buna rağmen halen her alanda yetkiyle kendini ifade eden, halkın üstünde kalan, onun eğitimi, örgütlenmesi, öz savunması ile ilgilenmek yerine hemen her şeye müdahale etme hakkını kendinde gören, işleri ilerletmeyen, azla yetinen, tutucu, eleştiri kabul etmeyen bir eğilim kendini dayatmaktadır. Kendini her türlü gelişmeye hazır hale getirmek; bunun için hamleci ruhla kuşanmak kadar politik öngörü sanatında derinleşmek Önder APO’nun en çok istediği husustur. Dar ideolojik düzeyde kalmak, yeterince politikleşmemek Önder APO’nun en temel eleştirisidir. Son dönemde bölgede yaşanan savaşlar da bu eleştirinin ve ihtiyacın ne kadar hayati olduğunu göstermiştir.
Değişim-dönüşüm bir süreç işidir ve devam ediyor ama zamanı doğru değerlendirmek gerekiyor. Zaman, en iyi niyetli halimizle bile tutucu, dogmatik yanlarımızın kurbanı oluyor. Bunun alternatifi de aşırı bencil-bireyci, toplumsal kültür karşıtı duruşları dayatmak değildir. Toplumsal, kültürel farklılık ve zenginlikler bireylerin yetenek ve iradeleriyle artar ama kendini toplum üzerine çıkarıp tüm toplumsal emeği kendi bireyci-bencil yaşamına ve çıkarına kullanmak isteyenler bu anti-demokratik tutumlarıyla bir kraldan farksız hale gelirler. Birey olmakla bencillik aynı şey değildir. Bencil insan toplumundan kopmuştur, bildiğini sandığı her şeyin cahilidir. Birey olmayı başarabilen ise evrenin en derin bilincine ve en güçlü iradesine sahiptir. O kendini toplumun üstüne çıkarmaz, toplumu araç haline getirmez, şahsi menfaatleri için toplumu kullanmaya kalkmaz, değerlerin inkarcısı olmaz. Tüm evreni hisseder, sorumlu yaklaşır ve bilinçli yaşar. Tarihe ve toplumsal değerlere saygı dediğimiz budur. Birey olmak kolaymış gibi bencillikle karıştırılmamalıdır. Bencil olan, kendisinden başka kimseyi esas almaz. Kendisinden başkasını dinlemez ve sevmez. Eleştiriler korkulu rüyasıdır. Maddiyatçılıkla zehirlenmiştir ve kendisini dünyanın merkezine koymaktadır. Benmerkezciliği, bencilliği terk etmeden ve bununla mücadele etmeden demokrat olunamaz. Demokratik katılım, paylaşım, açıklık olmadıkça da zorlu süreçlere doğru yanıtlar geliştirilemez. Bazen “PKK feshedildi ama her şey eskisi gibidir, böyle de yürüyebiliyoruz” denilebiliyor. Bundan sevinç duyulabiliyor. Oysa her şeyi eskisi gibi sürdürüyorsak bunda çok ciddi bir sorun olduğunu anlamalıyız. Kendi açısından pratikte bir şeyin değişmediğini düşünenler hiçbir değişim-dönüşüm çabasına girmemiş olanlardır. PKK kendini feshedebiliyor ama kişiler kendi yanlışlarını terk edemiyorsa tutuculuğun ve bencilliğin ne kadar derin olduğunu bir kez daha sorgulamak zorundayız. Bu zihniyetle ne devlet ne de toplum değişime çekilebilir.
Söz ve pratiğin her açıdan uyumlu olması gereken umutlu bir dönemi yaşıyoruz. Yanlışların kriz düzeyine varmadan çözülmesini sağlayacak muazzam bir perspektif önümüzü aydınlatıyor. Barış ve demokratik toplum süreci, değişim-dönüşüm için bize paha biçilmez bir zaman kazandırmıştır. Bu tarihi fırsatı doğru değerlendirir ve zihniyet değişimini özeleştiri temelinde derinleştirirsek demokratik entegrasyon aşamasını doğru anlamamız, doğru pratikleştirmemiz ve toplumsal inşaya öncülük yapmamız mümkün olabilir.
Şiyar Amed
