HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

Umut etmenin korkusu, ilk yangını mıydı ömrünün; bir fırtına sonrası, fırtınayı başlatan damla? Ardında yıkıma ve yaşama dair her şeyi bırakan o benzersiz fırtınadan senin payına düşen bu ateş midir? Bir de bitimsiz bir deniz hasreti.

Bir tutam sıcağı dumanına yetmez; üşüyen tanrı, ateş, durmadan kaçışır. Ve duman; şimşek aksinde kaçak ateşin örtüsü, hepimizi cimri sıcağından kovarken kutsanmışın sevecen koruyucusu. Öylesine güçlü ki yıkım; yurtsuza yurt, mülksüze mülk demektir felaket. Derler ki deniz tutmuş bu dağı; o günden beri bir tufanın mirasını yemektedir.

Bir günde birkaç mevsim yaşamaktan yıpranmış haz giysileri, dalların tersyüz edilmiş simyasında. Doğaya yenildikçe utanan ve o anda yeşeren bitkilerin kökleri kırağı, kömür havası solumakta. Ama beyaz ve kül rengi çakıl taşlarında bilenmiş kumaş desteğiyle varoluş şimdi daha kullanışlı. Kumaşların dokumaları sık, sabırlı, ölümüne direngen. Her yan pamuk, anorak ve yün iklimi.

O, diğerlerinden farksız genişçe meydan, eski çokluğu soluna dönük bir tanrıça büstünde bulmaya çalışıyor. Daha fazla bakamadığı kalabalığın gözlerinde anlam büyüdükçe büyüyor. Biliyor, bakmamak savunmaktır. Biraz da içe dönük bir oyalanma tarzı. Kendine zaman, zamanın ne bir adım gerisinde ne ilerisinde. Geceyi anlaşılmaz yapanın kendi karanlığı olması gibi; kaygısından soyunmuşsa gece bitmiştir. Oysa en çok hangi göze baktığını bilen gözlerden düşen damlalarda gizli bir gerçek durur.

Mevsimlerin karmaşasından oluşmuş bir günün içinde kaç çeşit gözyaşı olabileceği üzerine çok düşündüm. Günlerce alternatif gözyaşları aradım ve gözyaşlarına alternatif bir gece. Anladığım, isteğin sözleri gibi gözyaşları da hayli bulaşıcı ve güçlüdür. Sözle beslendiklerinde yarattıkları etki, bana bir denizin dibini bulacak Çin işkencesi ayarında bir damlanın etkisi gibi geliyor: bu, denizi aralayan, sonsuzluğa atılmış demir demek. Kökenin sonradan bulunuşu, kökene dönüş kadar etkili. Sarsıntılı, kabararak, hıçkırıklar eşliğinde, apaçık, bir yanılsamadan arta kalanlar için. İsteğin gözyaşları, arzu etmenin bir karşılığı vardır, bir de tetikçisi. Belki gözyaşındaki tuzun yoğunluğu biraz o arzunun yoğunluğuna bağlı.

Tanrıçanın gözyaşları, bumerang gibi hedefini bulmuştu; yine de geriye dönecekti gözyaşının en imkânsızı. Nazik bir dille başını çevirmesini istediler. Düşlerini uzak tuttuğu o yere inancın sıcak, delici ama dilsiz bakışlarını yöneltti. Ondan ve başkalarından gizlenmiş onca doğrunun bilinciyle baktı olup bitene. Tanıdık yüzlere batan hayatın iğneleri, nezaket yerine tanınmadık bir öfkeyle doluydu. O gözlerde kendini gördü. Islak yüzünü gizlemeden, “Yaşayan ölüler bunu yapamaz. Herhangi birine onun gözleriyle bakınız. Onun artık olmayan gözleriyle. Onun yardımıyla…” dedi. Meydan yıkıldı. O günden sonra tanrıça dua diye bir dil buldu. Ama o dilde hiçbir zaman tek kelime konuşmadı; büyülenmiş gibiydi, büyü bozulsun istemedi. Başka uluslar doğurdu, başka yurtlarda kutsandı. Sonra gitti. Nedenini kimse anlamadı. Buna beddua dediler.

Ayrılığın elleri kayıp gözyaşları; buğday tarlasında ayakta, bereketli yağmurlar gibi istenen gözyaşları. Ekmeğin gücünün az uzağında. Ayrılık, en eski bildiğinde kararlı imge; iki yaşında bir sevda kadar çocukluk. Yollar onu yadsısa da yollar ayırmak için var, gidişin kararsız yolları. Ayrılık yolları sever, ayrılık risksizdir, tıpkı yollar gibi. Her yanı seller altında, içinden sayısız doğru geçen iki parça; bu gidişin yarısı tanıdık. Senin olmayan yarısı. Senin ayrılığın dediğimde ben zaten yoktum. Beni ellerinin ayasından söktüler, avuçlarının çizgilerinden ayıkladılar. Falına bir bilinmezlik karışmasın diye. Gözleri ıslatan gidişin hızıdır, dediler. Göz suyunun çamurunda ayak izleri çıkmamış bir gidiş yoktur. Birkaç damla gözyaşı say; başka yüreklerden kopmamış olsun. Uzaklık soğuktur, uzaklık bir başınadır. Uzakta gözlerim üşür, gözlerimi yanına al.

Kısa, kesik ve acısının uzağında, hiç merhem olamadan. Yataksız akmanın özleminde yeraltı nehirleri gibi gizlenmiş; kötücül bilmenin gözyaşları. Gözün sağılması; ansız ve uysaldır. Güçlüyle güçsüz arasındaki her türden ilişkinin tecavüz olma olasılığına karşı. Ağlamak akıl doludur, göstere göstere ağlamak güvenli yoldur. Zira göz suyundaki kanın oranını acı belirler. Ne var ki acı alınıp satılan, depolanan, çalınan bir şey. Sanal tüccarların esin kaynağı; satıldıkça çoğalabilen, saçılıp yayılabilen tek şey. Acı biraz evcil, biraz gezgin, biraz haindir.

Daha gözünden yaşlar akarken onun için iğreti bir şakaya gülmek davetin gücündendi. Daveti kibarca geri çevirmek, bir karşılaşmayı izleyenlerin yaptığı gibi herkes siyah dediğinde bile beyaz diyebilmekti. En büyük korkum, durmadan gülmenin hüznün o büyülü gizemini elimizden almasıydı. Sonrası yararsız koşturma, anlamsız tüm gidişler. Hep gülerken anımsadığımdan olsa gerek, onun gördüğüm ilk ve son ağlayışını ilgi çekici buldum. On altı yıl geçti. Merakım geçmedi. Bugüne kadar unutamadım. Neden ağlıyordu?

Savaşma isteğinin kıyıya vuran gözyaşları benim için o anda tanımsızdı. Birkaç kişi, kayalıklı, köylerle ve ormanlarla bezeli bir tepenin yamacındaydık. Aşağımız derin vadiydi. Gün ortası olmasına karşın o derinlik bana karanlık görünüyordu. Bir düşteki gibi. Sanki ben karanlıkta duyamıyordum. Belki karanlıktan, belki gerçeği düş sanmaktan, o anda kullandığı sözleri tam olarak anımsayamıyorum. O gözyaşları bugün de gözlerimden süzülüyor gibi, söylediği sözleri bulanık görmeme neden oluyor, onların önemini azaltmaya çalışıyor. Çünkü onlara göre duyguların atlasında gerçek olan, sonsuzluğa akıp giden onlardan başka bir şey yok. Sözler yalnızca eski bir eylemin izini sürüyor.

İsteğin ve arzunun gelenek bozan sözleri yine de çelimsiz sayılmaz. Tek dağlar gibi, sözlerin haritasındaki gelgit sonrası sükûneti bekliyorlar.

Kod Adı: Arin Tekoşin

Adı Soyadı: Gerdan Oyman

Doğum Tarihi-Yeri: 25.10.1974 Şırnak

Anne Adı: Taybet

Baba Adı: Salih

Katılım Tarihi-Yeri: 1997 İstanbul

Kaldığı Alanlar: Dersim, Kandil, Xınere, Zap, Botan

Şehadet Tarihi-Yeri: 5 Kasım 2012 Cudi

 

 

Mücadele Yoldaşı

Cafer Erzincan