HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

(Önder Apo'nun dil çalışmaları üzerine çözümlemelerinden bir bölüm)

Bana göre Kürt mitolojisi, Kürt hikayeleri, Kürt anlatıları edebiyatın en önemli konularıdır ve canlılıklarını hâlâ korumaktadır. Tarihin en eski dönemlerinden bu yana güçlü bir edebi içeriğe sahip olduklarına inanıyorum. Günümüzde de, korkunç sömürgeciliğe rağmen, kendilerini korumaları ve sürdürmeleri oldukça önemlidir. Özellikle klam söyleyenler, dengbêjler ve hikaye anlatıcıları edebiyat konusuna girer. Bunların modernleşme sorunu vardır. Bir de teknikle biçimlendirme sorunları vardır. Örneğin bugün televizyon çok önemlidir. Hikaye anlatıcılarına, şairlere, dengbêjlere ve klam söyleyenlere yer vermeliyiz. Kürtlerde bu çok güçlüdür. Bunlar için araştırma kurumları kurmalıyız. Bunlar gerçek edebiyat çalışmalarının aktarımı içindedir. Bu klasik biçimlere kesinlikle değer vermeliyiz.

Esas olarak insanın bunu Kürt devrimciliğinin yükselişi ve altüst oluşuyla ilişkilendirmesi gerekir. Elbette sevda eski biçimlerle olmaz; eski biçimlerle klam söylemek ve hikaye anlatmak da olmaz. Artık bu günlük ifadelerimizi klasik ifadelerle birleştirmeliyiz. Bütün uluslar bunu başarmıştır; artık biz de bunu gerçekleştirmenin cesaretini ortaya koymalıyız. Onun içeriğini de yenilemeliyiz. İçeriği çetin bir dönüşümü yaşamaktadır. Önceki eski biçimi de bu içerikle birleştirmeliyiz. Bu çok önemli bir görevdir ve başarıya ulaştırılmak üzere edebiyatçıların önünde durmaktadır. Hiçbir şekilde bunu bir kenara itmeye gerek yoktur.

Kuşkusuz klasik biçimleri bırakmalıyız; fakat yeni içeriği de hiçbir zaman göz ardı etmemeliyiz. Eğer yeni içerik kalpse, eski biçim anlatıcının dilidir. İnsan ikisini birleştirmezse birlik olmaz. Anlatıyı yeni içerikle birleştirebilirsek, inanıyorum ki bu aynı zamanda bir edebiyat rönesansı olacaktır. Söylediğimiz bütün bu şeyler, esas olarak gecikmiş bir Kürt Rönesansı anlamına gelir. Bütün Avrupalılar bunu yaşadı. Örneğin Kemalistler de “Türkiye'de Anadolu Rönesansı” derler. Geç de olsa, 1970'li yıllardan bu yana bu Kürt rönesansını ve dirilişini başlattık. Bana göre görkemli bir biçimde de sürüyor. Bu Rönesans için de aydınların omuzlarına ağır yükler düşüyor. Bu durum Avrupalı aydınlarda görkemli bir ifadeye ulaştığı gibi, artık Kürtlerde de bu gün gelmiştir. Bunu hem büyük bir şans olarak görmeli hem de mutlaka başarıya ulaştırılması gereken bir görev olarak üzerinde durmalıyız.

Benim çağrım, aydınlarımızın bu anda olup bitenleri doğru bir ferasetle değerlendirebilmesidir. Ben onların hizmetinde olacağım. Bize en çok söz söyleyen kişi de dahil olmak üzere, hepsine karşı medeni bir dili esas alacağım. Gelsinler televizyonu kullansınlar, gazeteleri kullansınlar. Gerillanın özgürleştirdiği bölgeler vardır; gelsinler o yerlere. Gelsinler halkımızı, güzellikleri görsünler; gelsinler gerillanın görkemini görsünler. Özgürleştirilmiş bölgeler oldukça görkemli ve parlaktır; bunu yavaş yavaş kabul etsinler. En azından başka ulusların aydınları kadar bu olanakları kullansınlar.

Kültürel Varlık Dille Mümkündür

Kimin diline kayıt ve kelepçe vurulmuşsa, onun beynine, yüreğine ve bakışına da kayıt ve kelepçe vurulmuştur. Henüz yedi-sekiz yaşlarındayken, komşu köyümüz Cibîn'in ilkokuluna giderken, Türkçe tek bir kelime bile bilmiyordum. Okula gidip gelirken her zaman kendi kendime sorardım: Neden Kürtçe öğrenmiyoruz ve neden Kürtçe okullar yok? Üzerimizde yürütülen haksızlığı o yıllarda fark etmiştim. Ana dilde eğitim en önemli ve temel haktır; üç kuşak hakları içinde yer alır. Avrupa sözleşmelerinde vardır. Birleşmiş Milletler'in kişisel ve medeni haklar sözleşmesinde, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar sözleşmesinde de bu hak vardır.

Kültürel varlık dille mümkündür. Bu konuda dil en önemli faktördür. Eğer ana dil yasaklanıyorsa, bu kültürel soykırımdır. Fiziksel soykırımdan daha korkunçtur. Kürtler yok mu olsun? Bu böyle devam ederse Kürtler eriyip yok olur. Ana dilimizi isteyemeyecek miyiz? Bu konuda Kürt anneleri ve çocukları taleplerini yüksek sesle dile getirmeli, demokratik tepkilerini ortaya koymalıdır; bu onların en doğal hakkıdır.”

Dilsiz bir ulus düşünülemez; bu nedenle Kürt dili konusundaki çalışmalar daha etkin olmalıdır. Neden şimdiye kadar bir Kürt dili kurumu yoktur? Atatürk de yeni cumhuriyeti kurduğunda önce Türk Dil Kurumu'nu kurdu. Biz de hızla böyle bir kuruma ulaşmalıyız. Eğer şimdiye kadar böyle bir kurum kurulmamışsa, bu bir eksikliktir ve bu eksiklik en hızlı biçimde ortadan kaldırılmalıdır.

Aynı şekilde bu, Dil Akademisi olarak da olabilir. Önemli olan, Kürt dili alanında en kısa zamanda kurumsallaşmaya ulaşmaktır. Bu noktalar tartışılmalı ve Kürt Dil Kurumu'nun oluşumuna ulaşmalıdır.