Yazmak yürek ister. Gerillayı sevmek bedel, dokunmak içinse zirvelerde asi yaşamak ister.
En doruklarında şahinlerin aynı dağda uçuştuğu ve kanatların altında bıraktığı vadilerin tepesinde yürümek ister. Kini sevgiye, acıyı tatlıya, kavgayı barışa dönüştürmenin mücadelesi ister. Çelik gibi irade, su gibi akışkan, yağmur gibi kendi tanesiyle hürce göklerdir. Yere düşmek gibi bağımsız ve özgür bir irade ister.
Gerillayı sadece ama sadece gerillalar yazabilir ve anlatabilir; çünkü onlar aynı yüreğin, aynı kavganın, aynı barışa özlem duyan ve aynı zafere kilitlenen yolun yoldaşlığında bir olanlardır. Kavgada birbirine siper, zorda kol kola, uzun maratonlu yürüyüşlerde birbirine nefes olanlardır. Kuşkusuz başkaları da yazar gerillayı; ama kimse aynı ortamı paylaşanlar gibi objektif yazamaz.
Bu sözlerimin hepsinin şehit Botan’ın bana sıcak bir savaş anında söylediği cümlelerin birleşiminden bir anımsamadır. O zaman ben “bu savaşımızı kimler yazacak, bu tabloyu olduğu gibi kim yansıtacak?” demiştim. O da “bu savaşı ancak yüreği yetenler yazabilir” demişti. Çok uzun bir diyalog olmamıştı. Nihayetinde bir çatışmaydı ve sıcak bir savaşın ortasındaydık. Bir taşın arkasında yüzlerce mermiye, kobraya bedenlerimizi siper ederken garip bir duygudan mı olacak bilmem; ama büyük bir diyalog olmuştu.
Eğer yüreğimin yettiğine inanıyorsam yoldaş ki ben hâlâ emin değilim. Senin o son iki cümleni yazmaya çalışacağım. Gerillaların nasıl savaştığını, düşmanın nasıl saldırdığını ve bizim sadece senin kaybının dışından Kato’dan zaferle sonuç aldığımızı yazmaya çalışacağım.
2007 yılının yaz aylarıydı. Kato’nun zozanları sıcak olurdu. Genelde gündüz sıcak, gece soğuk olurdu. Gündüzün gölgesinde duramaz, güneşinde de yanardın. Bazen yanmaya, bazen donmaya tutunduğumuz bir günde ikide bir elimizde olmadan hareketleniyorduk. Görüntü vermemenin orantısıyla derin boşluklardan çıkardığımız karın eritilmiş suyunu içiyor, çayını demliyorduk. Meydan Kolî’ye birikmiş koçer çocukların sesleri ve karınlarını tıka basa dolduran koyun melelerini duyardık. Bu sesin öğlene varıldığını ve koçerlerin berivanlarıyla süt sağma zamanına denk geldiğini anlıyoruz. Çaktırmadan uzun kayalıkların arasından kendi nöbetimizde bir zozanları, bir berivanları bir de arazinin operasyona zemin sunan alanlarını keşfe duruyorduk. Öğlene varır varmaz heval Botan’ın nöbetinin de kendisinin bir grup askeri gördüğünü, onun da zozanlara doğru yürüdüğünü duyduk.
Bir hareketlilik başladı. Heval Ferhat ve diğer arkadaşların hepsi alanı taradılar. Bir birlik vardı. Zozanlara gelmişti. Biraz bilgi, biraz görüntü biçimiyle gelmişlerdi. Aynı saatte ortadan kayboldular. Bir arabaya binip kayboldular. Heval Ferhat “operasyonun olacağını, ona göre pozisyon almamız gerektiğini” söyledi. Biz de hareketlendik ve yarını karşılayacak bir hazırlığa koyulduk. Sabah keşifçileri mevzilenme, lojistik ihtiyaçlar, noktanın sağlandığı görüntülü eşyalar ve patikanın keşfi dahil güneşe konulan kar kalıplarının hepsi uygun bir yere alındı. Tam teçhizat savaşa hazırlandık.
Sabaha varmadan, şafak sökmeden saat 04.00 civarında tüm birlik dimdik ayaktaydık. Senin havaya karışan heyecan ve bizi biz eden tekbirli gerillacılığımızı pür dikkat arazinin sessizliğini bozacak bir olaya ya da olguya kilitlenmişti. Hafif sesin tüm doğanın güzelliğini bozarak yaklaştığını sezdik. Tüm savaşçıların komutanı Ferhat yoldaş bunun farkına vardı. Sikorsky deyişiyle operasyonun başlangıcı ve indirmelerin olacağı tahminler çoktan başlamıştı. Olası zozanlık tepeler ve geçiş patikaları dört gözle izlendi. Sikorskyler Kobraların birliğiyle indirmeleri yaptılar. Piyade askerler, birlik birlik mesafeli bir şekilde Beytüşşebap’tan Meydan Kole’ye, oradan Warê Kurdu’ya ve Meydan Cahsusa’ya alanına kadar bir şerit gibi ilerleye dursun, patikaların üst tepecikleri güvenlik amaçlı askerlerce tutuluyordu. Gırê Osman’a çoktan koordine kurulmuş, askerler tüm zozanları tutmuştu. Kato’nun tüm zozanları tüm çıplaklığıyla askerlerle doluşmuş, Kato’ysa bembeyaz kremsi taşların arasında gerillaya sahiplik ediyordu. Ortada iki güç vardı. Biri zozanlardaki açık askerler hareketliliği, diğeriyse Kato’nun koridorlarında saklı gerilla birlikleri. Açıklık ve kapalılık, iki askeri birliğin birbirini fırsat kollayan gözlemciliklerin dışında sadece bir gücün inanılmaz bir dikkatle hedefine kilitlendiği bir savaşa tanık oluyordu. Gözler tüm araziyi taradı. İlk hedefleri üslenmeye alınan erzaktı. İkincisi bir birliği görüp imha etmekti. Bilgi için dünkü gelen keşifçilerin keşif çalışmaları boşuna değildi. Her yere keşif yapıldı. Sadece Kato kalmıştı. Askerler bizim Kato’da olduğumuzu biliyor; ama yanaşamıyordu. Kato’ya girişi ne de çıkışı öyle kolay değildi. Kato’ya bir operasyon için çok daha fazla askerin olması gerekiyordu. Çevre korucuları da katılmıştı. Osyan, Aker başta olmak üzere Segirk’eler ve Beytüşşebap’ın bazı azılı korucuları operasyona öncülük ediyordu.
Bu yoğunlukta biz de mevzilerimizi çatışma ve eylemlere göre hazırlıyorduk. İkişer ikişer tüm stratejik yerlere mevzilendik. Askerin yaklaşmasını ve içimize girmesini bekliyorduk. Çok bekledik; ama asker içimize girmiyordu. Çevrede dolanıyor, açık arazide bir iniyor bir çıkıyor; ama bir türlü Kato’ya girmiyordu. Sadece bununla yetinmiyor, Koçerlere kızıyor, “buradan bir an önce gitmeleri”ni söylüyor, tehdit savuruyorlardı. Ölümle tehdit alan koçerler, geciken berivanlarını ve kuzularıyla buluşmaya can atan koyun meleri dert yanıyordu. İşlerini yapmaları için askerlerin onları rahat bırakmalarını istiyorlardı. Tekmelenen süt kovanları, dövülen çobanlar ve hakarete uğrayan anaların feryatları içimize hançer gibi saplanıyor, öfkemizi dizginleyemiyorduk. Tahrik vardı ve biz bunun bilincindeydik. Operasyon bu haliyle saat 1’i buldu. Asker istediğini elde etmemişti. Artık yavaş yavaş geri çekiliyordu. Fırsat biz deydi. Vurma ve bu asimetrik savaş karşısında düelloya tutulma saati yaklaşıyordu. Savaşın sahnesi gerilla vuruşuyla oldu olacak, bu yangın düelloda düşmanı yakacaktı. Anaların ahını işgal edilmiş toprağın hesabını ve ağlayan küçük berivanların ürperen yüz simalarına sevinç getirecek mermiyi düşmana sıkacaktık. Zozanlar ve Kato, gerillanın zaferiyle savaşı sonlanacaktı. Sabredenin sabırlı vuruşları meydan muharebesini başlatacak ve nihayetinde kazanan biz olacaktık. Zaten de böyle oldu. Halkımıza, çocuklarımıza ve işgal edilmiş topraklarımıza rahat girilip zulüm yapılamazdı; çünkü burada gerillalar yaşar. Onlar da halk ve kutsal toprakların koruyucularıydı.
Birazdan kuduracak silahlar
Zozanlara ve kutsal toprağa
Boğulacak düşman
Sabırla direnenler
Hakarete uğrayan halkın
Ahını alacak
Birazdan korku çığlıkları düşecek
Zulümler, yüzler ve işgalci güçler
Berivanlar sahipsiz olmadığını
Topraksa savunmasız kalmadığını bilecek
Birazdan gözleri gülecek çocukların
Delikanlılar yüreklenecek
Ve devrim seslerini
Çığıracak zılgıtlar
Vurarak söylenecek Kato’dan marşlar
Şafak ağırıncaya
Düşman kaçıncaya kadar…..
Düşman geri çekilme anlarında genelde Kobralar alana rastgele vururlardı. Bu da onlara kaçmaları için bir nevi zaman kazanma fırsatıdır. Kato, yüksek ve tüm araziye hâkimdi bir alandı. Biz bazen düşman hareketine bakarak heval Ferhat’tan son bilgiyi almaya gelmiştik. O anda heval Ferhat’ı ben bulamamıştım. Yalnız heval Baz’ın bir taşın arkasında kendisini siper ettiğini gördüm. Zaten yanına yaklaştığımızda sayısızca Kobranın mermilerine ve roketleriyle burun buruna gelmiştik. Rastgele vuruşların mermileri bize denk gelmişti. Biz de kendimizi heval Botan’ın sığındığı taşa kendimizi siper ettik. Kobranın uzaklaştığını görünce yüz yüze geldik. Kafalarımızı kaldırıp birbirimize güldük. Ben “vahşet” demiştim. O da “nasıl vurdu gördün mü?”dedi ve gülümseyip olayın anını atlatmış olduk. Kafalarımızı kaldırıp tekrar zozanlara baktık. Düşman kadın, çoluk-çocuk demeden küfürlerini savuruyor, geri çekilirken bile koçer eşyalarını tekmeliyordu. İşte o an bu görüntü ikimizin görüş alanına takılmıştı. Kırılmış olsa da kovasına uzanan kadının ağıtlarını görüyorduk. Bu tablo karşısında heval Botan’ın donuk kaldığını görünce “bu savaşı kim yazacak?” demiştim. O da “yüreği yetenler yazar” demişti.
Heval Botan da Botan’a yeni gelmişti. Aslında düzenlemesi Amed’e olmuştu; ama bazı fiziki rahatsızlıklarından dolayı arkadaşlar onu bizim yanımızda Kato’da bırakmıştı. Fiziken zorlanmasına rağmen güneyden Botan’a gelirken yolda arkadaşlara yük olduğu nedeniyle ve kendi grubuyla Amed’e gidemediği için bir eziklik psikolojisi yaşıyordu. Bu sebeple kaldığı Kato’da kendini ispatlamak için çok fedakârca yaşama katılıyordu. Kendisini sanki ağır işkenceye veriyor, iradesi dışında gelişen hataları telafi etme çabasına giriyordu.
Urfa’nın Hilvan ilçesindendi. Adını da Botan koymuştu. Arkadaşlar ona bazen teselli olması için “adını Botan koyanlar Botan’da kalır. Botan’dan kendini ispatlamadan Amed’e gidemezdin; ama sen ispatladın” diyordu. 20 günlük bir tanışma süremiz oldu. Zaten o çatışmada son anımız olmuştu. Yalnız ben bu savaşçının içten söylediği bu iki kelimeyi gelecekte ne olacağını bilmeden hafızama kazımıştım. Ya da hani bazen bir insan kayıp olduğunda son ayrıldığınız noktadaki hal ve hareketleri, söz ve davranışlarını yol ve rotasını anımsarsınız ya. Bizimkisi birazda böyle oldu. Yani kaybettiğiniz şeyi, kaybettiğiniz noktadan sonra bütün çıplaklığıyla hafızamızda canlandırırsınız. Belki bu şey, kaybettiğiniz şeyin kayıp olduğuna inanmadığınızdan dolayıdır. Buna inanmak için onu canlandırmak istersiniz. Elinizde onu bulacak bir şey görmezseniz izine, sesine, sözüne dalarsınız ve onun gittiğine, artık bulunamayacağına tam emin olduğunuz anda, bu sefer ya ondan bir hatıra ya da bir sözle kendinizi teselli edersiniz. Bu durum bir şehit olunca da, onu ya yazılarla ya da anılarla yaşatmayı bir borç olarak bilmek en değerlisidir.
İşte o anda yine biz ayrıldık ve heval Ferhat’ın yanına gittik. Alnına siyah beyaz askerî şutuğu bağlamış, düşmana korku, yoldaşlarına büyük cesaret verecek cesur bir savaşçı olan Ferhat yoldaş, karşımıza dikilmişti. Benle Berxwedan arkadaşla Kato’nun yamaçlarına inmemizi ve geri çekilen askerlerin herhangi birisine yakın mesafeden fırsat varsa vurmamızı istemişti. Biz de aşağı indik. Diğer arkadaşlar da birçok alanı tutmuştu. Ben ve Berxwedan arkadaştık. Gövdemize kadar yükselen mendeyle kendimizi taşlık ve kayalık arasında kamuflaj etmiştik. Biraz sürüne sürüne, askerleri daha iyi görecek stratejik bir yere gitmiştik. Zaten bir kol vardı. Onları da takip etmiştik. Zaten o kol, Kato’ya çok yakındı. Eğer geç kalmasaydık çok iyi sonuç alacaktık; ama heval Berxwedan’ın ayakları kısaydı, koridorlardan geç çıkıyordu. Bir anda istediğimiz yere gittiğimizde o kol kaybolmuştu.
Kato’nun içinde bazı düzlük alanlar vardı. O düzlük alanlardan görüntüsüz geçebilmek için biraz daha mendeyle (mende) kendimizi kamuflaj etmiştik. Sürüne sürüne o birliğin peşine düşerken, altımızdaki düz çukurun içinde 20’ye yakın komandonun olduğunu bilmiyorduk. Eğer çok hızlı davransaydık o askerlerin içine bile girebilirdik. Biz de biraz şaşırmıştık. İki gerilla ve 20 asker; ama onlar biz den habersizdi. Biz ayağa kalkıp “teslim olun!” dedik. Onlar da pek fazla umursamadı. Hatta bizi, arkadaşları bile saydı; çünkü hiç ummadıkları bir yerden çıkmıştık. Zaten biz de vurmak için kalkmıştık. Hala “niye teslim olun!” dediğimizi bile bilmiyoruz. Karşıdakilerin ateşine fırsat vermeden üzerimizdeki tüm cephaneyi onların üzerine boşalttık. Ölen öldü kalanlarda suya düşen bir sabun köpüğü gibi dağıldı. Kovaları tekmeleyen ve annelerimizi döven askerlerin yiğitliklerinden eser bile kalmamıştı. Silah almaya gitmek istiyorduk. Karşı yamaçtan da askerler fırsat vermiyordu. Silah kaldıramamamın üzüntüsüyle geri dönmüştük. Kobralar, Sikorskyler belli bir süre sonra eylemin başladığı noktaya intikal ettiler.
Heval Ferhat, arkadaşların düşman eylem yaptığını söylemiş, bazı arkadaşlar da az silah patlatmış, arama tarama için olabilir demişti. Heval Herem bunun eylem olduğunu ve askerlerin cenaze taşıdığını görmüş ve söylemiş, bize doğru gelmişti. Cephanemiz de çok az kalmıştı. Biz de bir taş altında mahsur kalmıştık. Eğer tepemizdeki askerleri Herem arkadaş onlar vurmasaydı işimiz zorlaşacaktı. Düşman bir daha geri çekildi ve çatışmalar çok yoğun başladı. Kato’nun koridorlarında askerle saklambaç oynar gibi bir çatışma başlamıştı. Düşman içimize girmeyi başaramıyordu. Osyan'ın ve Segirki’nin azılı korucularını bu sefer öne vermişti. Yarı Kürtçe yarı Türkçe “teröristler werin xo kurtarkın” diyen korucunun korkak ve tedirgin sesinin altındaki zorunluca söylenen sözleri hissediyordum. Tam 5 saat çatışma sürdü. Düşman Kato’ya giremedi. Kato’da cenazelerini bırakıp gittiler.
Biz heval Botan’ın şehit düştüğünü bilmiyorduk. Bizim de iki hafif, bir ağır yaralımız vardı. Gece hepimiz toplandık. Tekmilleri heval Ferhat’a verdik. Biz yaptığımız eylemi detayıyla anlattık. Toplam 13 asker ölmüştü, bir de korucu. Biz biraz risk almıştık; ama sağ döndüğümüze heval Ferhat çok sevinmişti. Aslında biz biraz kuralsızlık yapmıştık. Alanın o kadar dışına çıkmamamız gerekirdi. Zaten heval Ferhat ve heval Herem, fırsatı bulduğumuzda vurmamızı söylemişti. O yönden sorun yoktu. Sıra yaralılarımızı ve noktamızı boşaltmaya gelmişti. Halk, düşmanın geri kaçışına sevinmişti. Düşman gerçekten darbe yemişti. Zaten Kato’da savunmalı bir mevzilenme olursa düşmanın Kato’ya girmesi imkânsızdı. Heval Ferhat da bu savunmalı mevzilenmeyi iyi yapmıştı. Heval Ronahi’nin yaraları çok ağırdı. Onu çok zorlukla Kato’dan çıkarmıştık. Fiziki olarak da biraz ağırdı. Çok iyi hatırlıyorum heval Ferhat heval Ronahi’yi kaldırıp sırtlamıştı. Bizim ısrarlarımıza rağmen bize geri vermişti. Hepimiz kendimizi sağlama alıp, Kato’dan kayıpsız çıkmıştık. Sadece bir yerde karışıklık vardı. O da çatışmadan sonra heval Ferhat’a danışmadan bir grubun Beytüşşebap takımına gittiği söyleniyordu. Kaç kişidir, kimdir bilmiyorduk. Biz de heval Botan’ın onlarla gittiğini sanıyorduk. Heval Botan Kato arazisine çok fazla hâkim değildi. Sadece birkaç doğal sığınak yerini biliyordu.
Çatışma anında arkadaşlar dan kopuyor, düşmanla çatışıyordu. Akşama kadar karşılıktan dolayı bizim yanımıza gelmemişti. Kaldığı yer biraz uzaktı. Orada kendini sağlama almak istiyor ve geceyi orada geçiriyor. Biz de onun diğer arkadaşlarla gittiğini sanıyorduk. Sabah düşman cesetlerini almak için çatışma alanına erkenden indirmeler yaptı. Heval Botan da sabah bizi noktada aramaya geliyor. Çatışma alanından uzaklaşmıyor. Düşman indirmeleriyle biz silah seslerini duyduk. Orada belli bir süre çatıştıktan sonra kobra vuruşlarıyla şehit düşüyordu. Gövdesine bir roket almıştı. Birkaç gün sonra arkadaşlar noktaya gittiklerinde onun naaşını görmüşlerdi. Heval Botan’ın şahadeti de böyle yaşandı.
20 günlük bir süre içerisinde onunla tanışmış ve anılarımız olmuştu. Ondan bana sadece kalan; heval Ferhat’tan operasyona ilişkin bilgi almaya giderken, onunla karşılaşırken düşmanın halka yaptığı baskıları ikimiz de görmüş ve o tablo karşısında çok etkilenmemiz olmuştu. Ben “bu savaşı kim yazacak?” demiştim. O da “yüreği yetenler yazar” demişti.
Değerli yoldaşım Botan, 5 yıl bir süre geçmişti. Senin bana söylediğin 3 kelimeyle senin bu anını yazmaya karar verdim. Sen yüreklice savaştın ve onurluca yaşadın. Senin şahadetinden sonra düşman birçok kez Kato’ya girmeyi denedi; ama ilkinde olduğu gibi sonlarında da başarısız kaldılar. Senin gibi yürekli savaşçılar Botan’a yürekleriyle destan yazdılar. Senin şahsında, tüm Kato şehitlerinin anıları karşısında saygıyla eğiliyorum ve bu yürek yeterse senin gibi destan yazanları yazma denemelerine yüreğim yettiği kadar başvuracağım.
2007 KATO ÇATIŞMASI VE ŞEHİT BOTAN ANISINA
(Ferdi Dehşet)
(Botan Hilvan)
Devrimci Selam ve Saygılar
29-03-2012
