Klan ve kadın
İnsanlığın geçmişinde klanın yeri ve klan yaşamını anlamak çok önemlidir.
Klanların yaşamını iyi anlamadığımız zaman, bugünün inşa edilmiş düzenlerine anlam veremeyiz. Önder Apo bütün savunmalarında bu konuyu temel bir mesele olarak ele alır. Bu nedenle her değerlendirme ve yorumda bizim için de bu yöntemin temel olması gerekir. Önder Apo'nun savunmaları çerçevesinde klanları yorumlamayı sürdürelim.
Klanın temeli annedir. Zaten başka yazılarda da az da olsa klandan söz etmiştik. Bu kez bazı başka yönleri üzerinde duracağız. Klanlarda temel sorun doğumla kendini çoğaltmak ve sayısal korunmadır. Kadın çocuğu dünyaya getirir, ona bakar ve onu büyütür. Bu, diğer canlılar karşısında büyük bir avantajdır. Bu nedenle bu durum kadını ya da anneyi kutsal kılar. Çünkü klanın sürekliliği bu biçimde sağlanır. Bu yüzden klan kendi birliğini kadının etrafında gerçekleştirir. Bu dönemde toplumsallaşmaya dair her türlü çalışma kadının öncülüğünde oluşur.
Burada kadının toplayıcılığı zorunludur. Çünkü nesillerin sürekliliği görevi vardır. Her durumda kadın hamileyken ya da henüz yeni doğum yapmışken haftalarca ava gidemez. Bu nedenle bu görev, yani avcılık, erkeğin görevidir. Burada kendi kendine yaşam ve doğal bir süreklilik vardır.
İşaret diliyle anlaşan bu toplum, kadının yönlendirmesi ve eğilimiyle örgütlenir. Burada kadının bir hareketi, bir el hareketi, bir gülümsemesi ya da bir bakışı yeterlidir.
Zaten o dönemde yaşam alanları mağaralar ve mağara kenarlarıdır. Yine su üzerinde ve yüksek ağaçlarda yaşarlar. Bu da kendilerini korumak içindir. Klan birdir. Klanda aile ya da evlilik yoktur. Esas olan kadının köküdür. Yani erkek yoktur. Falanca filancanın kocasıdır ya da filanca falancanın karısıdır gibi bir şey yoktur. O dönemin zihniyetinde böyle bir şey yoktur. Fakat annenin erkek kardeşi, yani dayı, ve kız kardeş görev sahibidir.
O dönemde kullanılan araç ve gereçler yontulmuş taşlardır. Klanın kimliği de sembolik dilin gelişimiyle oluşur. Burada toplumun kavramlarla açıklanması gerekir. Bu nedenle temel kimlik KLAN'dır. O dönemin zihniyeti de ANİMİZM'dir. Bilindiği gibi animizm, doğayı ve her türlü maddeyi canlı görmektir. O dönemde de her madde canlıdır. Bir ceylan öldürüldüğünde ondan af dilenir. Ya da bir ağaç kesildiğinde yine af istenir; bir zorunluluk ya da mecburiyet olmadıkça ne hayvan öldürülür ne de ağaç kesilir. Elbette bunlardan yararlanıldığı için de bunlar onlar için kutsaldır.
Klanlar 3 milyon yıl önce Doğu Afrika'da Rift Hattı'ndan dünyaya yayılır. Bu yayılmanın nedeni de sayının artması ve oradaki coğrafyanın değişmesidir. Çünkü o dönem buzul çağıdır; birçok buzul erir ve suların yükselmesi yaşam olanaklarını bırakmaz. Buzullara alışmış beden, buzullar eridikten sonra uyum sağlayamamış olabilir. Bunu mamut için düşünürsek durum daha iyi anlaşılır. Ya göç edecekler ya da yok olacaklardır. 2 milyon yıl sonra Mezopotamya'ya, Asya'ya ve Avrupa'ya ulaşırlar. Fakat bu göçte ya da yer değiştirmede Neandertal ve Homorit adı verilen primatlar kaybolur. Arkeolog ve biyologlara göre Neandertal başka primatlarla ilişkiye girmiş ve evrimle değişmiştir. 20 bin yıl önceki 4. Buzul Çağı'ndan sonra buzullar erir. Bu da beraberinde mevsim değişimini getirir. Bu mevsimsel değişimlere karşı direnen, kendini değiştiren ya da uyum sağlayanlar ayakta kalır. İşte bu türlerden ya da primatlardan biri olan Homo Sapiens bütün heybetiyle kendini ayakta tutar! Yani şunu söyleyebiliriz: Homo Sapiens buzulların erimesinden sonraki insandır ve bu tür kendisiyle birlikte neolitiği başlatır. Elbette neolitik öncesinde paleolitik, mezolitik (M.Ö. 15.000-10.000) gibi dönemler yaşanır.
Bu klanlar özellikle başlangıçta Yukarı Mezopotamya'da Newala Çorê (Riha), Girê Kortik (Bismil-Amed) ve Qotê Berçem (Erganî) gibi alanlara yerleşir. Bu yerlere baktığımızda, özellikle Erganî Qotê Berçem'de -ben de bizzat gördüm- mağara ağızlarının üstlerinde Ana-Çocuk simgelerine ait kabartmalar vardır. 12 bin yıl önce mağaralarda sistemli bir yaşam kurulur. Çok çok gelişmiş bir sistemdir. Hayvanlar evcilleştirilir. Tarım yapılır. Köylerin oluşumuna doğru gidilir. Otlar ve bitkiler ekilir. Küpler ve kaplar yapılır ve fazla yiyecek bu şekilde onların içinde saklanır. Dokuma görülür. Kendilerine yünden giysiler yaparlar. Buğday ekerler. Tarihin gidişatına baktığımızda Tel Halaf döneminde (M.Ö. 6000-4000) tam olarak köylere geçilir ve bu tür gelişmeler bu dönemde en ileri düzeye ulaşır. Yine yük taşımak için eşek kullanılır. Onlar için bugünün kamyonları kadar önemlidir.
Burada devrim vardır ve bu devrim EN BÜYÜK DEVRİM'dir. O dönemin bu devrimci gelişmelerinin Avrupa'nın 400 yıllık devrimlerine denk olduğu söylenir. Eğer bu gelişmeler olmasaydı, zaten sistemli bir yaşama geçmek ve kentleşmenin adımlarını atmak mümkün olmazdı. Yine toplumsallaşma gelişmezdi. Burada en önemli durum şudur: Önceden toplama ve avcılık bir günlük içindi ve zorunlu olarak tüketilirdi. Fakat SAKLAMA-KORUMA'dan sonra toplum giderek büyür. Yiyecek ve ürün fazlası oluşur. Artık mal fazladır. Günlük ya da yıllık olarak yenilenden daha fazladır. Örneğin büyük küpler yapar ve bir yıllık buğdaylarını saklarlar. Ya da evcilleştirilen hayvanlarla sürü kurar ve gerektiğinde onların sütünden, yününden ve etinden yararlanırlar. Bununla birlikte tarım boyundurukla ve güçlü hayvanlarla yapılır. Bu da klanı biçimini büyütmeye zorlar ve bu şekilde klanların birleşmesiyle KABİLELER oluşur. Artık kabilelerde farklı bir durum vardır; EVLİLİK, AİLE VE ŞAMAN vardır. Bu üç kavram o dönemlerde bugünkü kadar zararlı olmasa da, bütün kötülüklerin ve olumsuzlukların temeli olmaya yeter ve devletçi uygarlıkların temelleri ya da tohumları atılır.
