HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

İlk görüşümün üzerinden geçen üç yüz altmış beşinci günde son kez baktım gözlerine. Bir sene yani.  Neredeyse saati saatine bir sene.

Ve sensiz geçen 12 sene sonra. Anlamın, duygunun, varlığın sorgulandığı on iki sene. Seninle ve sensiz diye ayrılan soğuk zaman aralıkları.

Yaşamın şaha kalktığı Kürdistan baharlarında sevinemiyorum bu yüzden. Her şeyin yenilendiği, doğanın yeşil gelinliğini giydiği günlere hep buruk bakıyorum. Açan çiçeklerin renkleri, kokuları seni hatırlatıyor çünkü. Ve sensizliği.

Kürdistan baharlarının tadı senden sonra asla eskisi gibi olmadı…

***

1992 yılında katılmıştı Sinan arkadaş gerillaya. Çukurova üniversitesinden bir grup arkadaşıyla birlikte vurmuştu özgürlük yoluna. Nisan ayının 27’sinde buluşmuştu özlemi, tutkusu ve ustası olduğu dağlarla. Mahsum Korkmaz Akademisinde eğitim gören Sinan arkadaş 1997 sonbaharına kadar Amed’te çeşitli görevler üstlenmişti.

Amed’te Eyalet Yürütmesine dek birçok askeri görevde yer alan Sinan arkadaş dağlara olan tutkusunun yaratımı olan gerilla hakimiyeti ve taktik yaratıcılığıyla birçok önemli pratiğe imza atmıştı. Savaşı, mantığın, aklın engin denizinden süzdüğü yaratıcılığıyla yürüttü. Yapısını dağların özgürleştirici rüzgarıyla, Önderlikten aldığı bilinçle doldurdu. Tek bir sözü, tek bir hareketi boşuna değildi. Bir kitap yazar gibi, kelimeleri seçer gibi yaşardı. Dolu dolu ve anlamlı.

***

98 yılının Mayıs ayının on ikinci günüydü. Bugün bir grup geliyor dediler arkadaşlar. “Altın Çocuk” da içlerinde sözü gruptan çok bu arkadaşa yöneltmişti merakımı. Kimdi Altın Çocuk? Niye Altın Çocuk?

Bir Türk gazetesinin PKK’ye katılımını öğrendikten sonra attığı bir manşetten yola çıkarak arkadaşların taktığı bir lakaptır dendi ilk. O manşeti atan sadece üniversite sınavlarındaki başarısından dolayı bu adı uygun görmüştü. Oysa kişiliğinin, duruşu ve katılımının bundan başka da bir tanımı olamazdı zaten.

Tercihi bu değildi ama. “Eğer illa bir maddeyle özdeşleşecekse insan bu, elmas olmalı” demişti heval Sinan. Neden diye sorduğumda ise “maddeler içinde etkileşim halinde olduğu tüm maddeleri en çok aşındıran ve en az aşınan maddedir de ondan” şeklinde bir cevap vermişti. “Bir PKK militanın, bir devrimcinin kişiliği de öyle olmalıdır. Çünkü değiştirmek için her şeye dokunuyor, uğraşıyorsun. Eğer çok güçlü olmazsan sen değiştirmek istesen de her değişim girişimi seni de aşındırır. O yüzden ideolojiyle, ilkelerle bir elmas gibi olmalıdır insan” diyerek de açıklamıştı sözlerini.

İlk gördüğümde yol yorgunuydu heval Sinan. Sonbaharın çıktıkları Amed’ten Önderlik Sahasına ancak Mayıs ayında ulaşabilmişlerdi. Yolda takıldıkları operasyonlar, çatışmalar ve mecburi üslenmeler Önderlikle buluşmalarını ertelemişti. Buna rağmen daha ilk günden okulun merak odağıydı heval Sinan. Çekim merkeziydi herkesin. Yorgunluğu moralini etkilemediği gibi sorumlusu olduğu grubu yaşanılan çetin yolculuk ardından adresine ulaştırmış olmanın verdiği rahatlık onu daha da coşturmuştu. Bir tek Metina’da çıkan operasyonda yitirdikleri Şernas arkadaş vardı yüreğine oturan. Hüznünü derinleştiren.

***

Önderlik sahasında ortasında geldiği devrenin bitmesiyle birlikte yeni eğitim devresinde kurul oldu Sinan arkadaş. Önderliğin önemsediği, düşüncelerine değer verdiği arkadaşlardandı. Belki de onun yer aldığı bu devreye biçtiği anlam da bu yüzden büyüktü Önderliğin. 9 Ekim komplosuyla birlikte Şam’dan ayrılmazdan önce Önderlik, yeni devreye bir mektup bırakmıştı. “Belki de uzun bir aradan sonra gerçek militanlar yetiştireceğiz” demişti Önderlik. Bunu Önderliğe söyleten şüphesiz bizlerin niteliği değildi. Devrede yer alan onlarca arkadaş daha sonra sıcak savaş ortamında kahramanca yaşadı ve şehit düştü. Fakat bu devreye biçilen misyon salt arkadaşların niteliğiyle ilgili değildi.

Önderliğin yapmak istediği değişimin, günümüzde yaşanılan stratejik değişim tartışmalarını o dönemde en iyi anlayan ve uygulayan Sinan arkadaşın, o devreden sorumlu olmasıydı belki de bu sözleri söyleten. Daha sonra kameralara yaptığı değerlendirmelerinde zaten Sinan arkadaş yeni dönemin karakterini, içeriğini ve devrimci militan yapıya farz kıldığı görevleri sade ve güçlü bir şekilde dillendirmişti. Bu bilinç ve anlam düzeyi güçlü bir öncünün, yeni dönemin komple komutanının profilini oluşturuyordu.

Komplonun ayak seslerinin çok yakından duyulduğu bir zamandı. Bir de düşmanın tüm Kürdistan’a acımasız ve vahşice yöneldiği bir süreç. Art arda kayıpların yaşandığı, Önderliğin Komutan Zero dediği Şemo’nun etkilerinin halen hissedildiği dönemler. Kendini Önderlik çizgisine, savaş anlayışına dayatan yaklaşımlar karşısında Önderliğin devre boyunca yaptığı müdahalelerle yeni bir atılımın hazırlıkları tamamlanmıştı. Fakat bu daha başlangıçtı.

Önderlik artık kalın bir çizgi çekiyordu. “İlgi, katılım zayıflığınızdan ötürü, çok yoğun müdahalede bulunuyoruz. Mesele, öyle sandığınız gibi yönetim-yapı yetersizliğinden kaynaklanmıyor. Bizzat kimliğinizdeki, kişiliğinizdeki derin zaaflardan, yetersizliklerden kaynaklanıyor. Biz, göz açtırmaksızın bu hususları bir an önce gidermek istiyoruz. Siz, her ne kadar kendinize ciddi yaklaşmasanız da, biz işimizin ciddi olduğuna inanıyoruz. Bu inancı mutlaka paylaşmanız gerekir ve bunu da artık sözcüklerin ötesinde, gerçekte neyi ifade ediyorsa, onunla buluşmanız gerekir. Bu işi böyle anlamsız, kendi çok zayıflatılmış kişiliklerinizin darboğazına tıkmayın.” Dedikten sonra Önderlik Sinan arkadaşa dönmüştü.

“Sinan, raporuna ilişkin bir şey söylemek istiyor musun?”

Sinan ark: “Hayır Başkanım.”

- “Ortam nasıl? Seni çekiyor mu?”

Sinan ark: “Başkanım, ortam oldukça yoğun. Dışında kalamıyoruz. Zaten o konuda belli bir istem de var. Giderek derinleşiyorum.”

- “Amed pratiğinin bir ürünü de sensin. Müthiş, çarpıcı bir gelişmeyi senin şahsında görmemiz gerekir.”

Sinan ark: “O konuda iddia var, Başkanım.”

- “Vefa borcunuz var. Binlerce şehidin yanıtı olmayı bileceksin. Fırtına gibi olacaksın. Fazla belirleme yapmak istemiyorum. Önünde hiçbir ciddi engel yok. Burada başarılı bir militan için ne gerekiyorsa, onu çok yoğun bir biçimde alabilirsin ve bu söylenenlere hemen her şeyinle anında yanıt olabilirsin. Daha fazlası da kıyamet kadar diyeceksin. Kendine ölçüleri böyle esas alacaksın, eğer layıkıyla bir sözün sahibi olmak istiyorsan.”

Sinan ark: “Anlaşıldı Başkanım.”

- “Herhangi bir istemin var mı?”

Sinan ark: “Yok Başkanım.”

- “Büyük minnettarlık duyacaksın. Bu ortamın her anını da değerli kılacaksınız. Böyle ortamda, ilgi yetersizliği, yoğunluk yetersizliği gibi kelimelere yer olamaz.”

Sinan ark: “Bu konuda ciddi bir yetersizlik yaşanacağını sanmıyorum.”

- “Kaldı ki, ölçü Önderlik ölçütüdür. O da çok çarpıcı biçimde hakimdir.”

Sinan ark: “Doğrudur Başkanım.”

- “Başka şahıs aramayın, başka örnek aramayın. Yönetimmiş, bilmem yapıyla uzlaşmaymış, bunlar laf. Herhalde koca karı laflarını etme gereğini duymayacaksın.”

Sinan ark: “Bunları değerlendiriyorum, Başkanım.”

- “Bu laflara takılmayacaksın. Hepinize ilişkin bunları söylüyorum. Başka ihtiyacın var mı?”

Sinan ark: “Yok Başkanım.”

Önderlik sahasına geldiği andan itibaren yanlış anlayış ve yaklaşımlar karşısında mücadele eden Sinan arkadaşın bu girişimciliği kimi tasfiyeci kesimlerin hedefi olmasına neden olmuş, bu hedef durumu onun mücadele azmini daha da arttırmıştı. Gelişinin üstünden geçen ilk ayında hem kendi pratiği, hem de akademide karşılaştığı yaklaşımlar karşısında Önderliğe rapor yazmış, bu konuda bilgilendirme sunmuştu. Israrla içine çekilmek istendiği grupçu, bölgeci anlayışlardan uzak durarak Önderlik çizgisinin uygulanması, dönemin görevlerinin yerine getirilmesi konusunda oldukça güçlü bir duruş sergiledi.

Eğitim ortamını suni çelişkilerin, yetmezliklerin, yanlış anlayışların dayatıldığı bir ortamdan çıkarmak için Sinan arkadaş büyük bir çabanın sahibiydi. Örgütsel duruş ve işleyiş kurallarını harfiyen yerine getirmenin yanında eğitim platformları dışındaki zamanlarda yeni ve genç arkadaşlarla yoğun tartışmalar yürütürdü. Derin bilgi birikimi ve hoşsohbetiyle genç arkadaşların, örgütle yeni tanışan arkadaşların ilgi odağıydı. Çelişki yaşayan, kafası karışan soluğu Sinan arkadaşın yanında alırdı. Yüzüne yayılan o kocaman gülümsemesiyle karşısındakini rahatlatarak, Önderlik ilmi ve felsefesinin cisimleşmiş haliyle kucaklardı herkesi.

Yaşamdaki bu merkezi duruşu Önderlik tarafından da biliniyordu. Yeni eğitim devresinde akademinin kurulu olduğu süreçte Önderlik bu konumunu değişim için bir şans olarak değerlendiriyordu.

“Kavramlarla tanışamaz, bu kavramlarla bütünleşemezseniz, yanar yakılırsınız. Anlama yeteneği olmadan, bağlılık yeteneği olmadan, suratınıza ilk yiyeceğiniz, sert bir yumruktur. Önderlik ciddiyetini açıyorum size. Yeni gelenler de çok iyi anlasınlar ki, ölmesinler. Gittiler, geldiler, çoğu hudutta öldü. Onlardan da tanıdığınız çok değerli gençler var. Bu ölümü durdurmak gerekiyor. Durdurmak için sistemin içine müthiş gireceksiniz. Zorla yapmayalım. Ödül ile de yapmayalım. Bu iş, kendi dansından zevk alan rakkaseye benzer. Kendi zevkini bu oyunun içinden alacaksın. Ödül, bu oyunun kendisindedir. Başkaları tarafından verilmez ve istemeyeceksiniz. En büyük ödül, oynanan oyunun ta kendisidir. Bu senin için de geçerli, anladın mı?

Sinan ark: Doğrudur başkanım.

Okulda bu işler böyle yürüyecek. Aksi halde terör altında öncelikle siz gidersiniz. Ciddi olmak da yetmiyor. Yetenekli olmak ve onu yaratılışla somutlaştırma gerekir. Bunlarla, biz sizinle ilişki halindeyiz. Bu temelde yeni gelenlerinizle birlikte, eski gelenleri de uyararak büyük bir çalışmaya adım attırıyoruz. Şanslı sayılırsınız.”

Yapılan bu çözümlemelerle birlikte Sinan arkadaşın üzerindeki sorumluluk artıyor, yaşama ve eğitime bunun bilinciyle katılıyordu. 9 Ekim komplosu ardından Önderliğin yokluğunun yarattığı boşluk hepimizi bilinmezliğe doğru sürüklerken Sinan arkadaş farklı düşünüyordu. Kendisinin de şüpheleri olsa da Önderliğin ayrılmadan önce yaptığı uyarıları tartışıyor, bu uyarı ve perspektiflerden yaşananları anlamaya, kavratmaya çalışıyordu.

9 Ekim ardından artık eğitim devresi de kendiliğinden bitmişti. Tüm akademi öğrencileri bir an önce ülkeye taşırılmalıydı. Tüm gücün Suriye’den sağlam çıkarılması ve ülkeye yönelmesi noktasında oldukça titiz yaklaşan Sinan arkadaşın kendisi de ilk gruplar içinde yer aldı.

İlk grup Şehit Serxwebun arkadaşın grubuydu. Ardı sıra Sinan arkadaşla birlikte kırk arkadaşa yakın bir sayıyla biz de ülkeye yöneldik. Yolda yaşanan talihsizlikler nedeniyle kısa bir dönem ayrı kaldığımız Sinan arkadaşla Gare’de tekrar buluştuk ve Metina’ya doğru yola koyulduk.

6. Kongre sürecindeydik. Tüm alan yönetimleri kongreye gittiklerinden oluşan boşluğun doldurulması gerekiyordu. Sinan arkadaş da Metina’da oluşan yönetim boşluğunu doldurması için alana bölge komutanı olarak düzenlendi. Aralık ayının ilk günlerinde ulaştığımız Metina’da, Sinan arkadaş Önderliğin verdiği görev ve misyon çerçevesinde katılımını daha da güçlendirdi.

Metina alanında yılların vermiş olduğu bir birikim vardı. Çoğu çeteci anlayışın hakim olduğu bu alanda peşmerge kültürüne kayış ve maddiyatçılık had safhadaydı. Askeri disiplin ve gerilla yaşamı noktasında yaşanan zayıflıklar Sinan arkadaşın karşısına aldığı, mücadeleye tutuştuğu ilk özelliklerdi. Yapının yeni ve genç oluşu Sinan arkadaş açısından bir avantajdı. Kendisinde ektiği devrimci militan özelliklerden etkilenen Metina yapısı tasfiyeci, çeteci eğilimler karşısında gereken duruşu sergilemede gecikmedi. Ve kısa bir sürede PKK’nin direnişçi ruhu, Apocu fedai ruh Metina’da hakim olmaya başladı.

15 Şubat komplosuyla birlikte Sinan arkadaş birçok noktada zorlanan yapıya doğrultu kazandırma ve komplo karşısında oluşan öfkenin, kinin kontrolünde oldukça önemli rol oynadı. Neredeyse her arkadaşla bire bir tartışan Sinan arkadaş duygularımızın esiri olmamamız gerektiğini, yeri ve zamanı geldiğinde düşmana olan öfkemizi kusacağımızı kavratmaya çalışıyordu. Komplonun ilk günleri ardından fedai eylem önerileri artarken Sinan arkadaş komplonun içeriği ve kapsamını anlamaya, anladığı oranda da yönetim ve yapıyla paylaşmaya çalışıyordu. Yaptığı bir toplantıda “Eğer çözüm getirecekse işte Tepe Ortê orada, hepimiz gidip kendimizi patlatalım. Her birimiz en az yirmi asker öldürdük diyelim, ya sonra?” demiş, fedailiğin bir yaşam tarzı ve zaferli kişilik olduğunu ilk orada Sinan arkadaştan öğrenmiştik.

6. kongre ardından alana yeni yönetim kademesinin gelişiyle birlikte eylem arayışları da arttı. Bizzat Sinan arkadaşın kendisinin katıldığı keşiflerle birlikte Metina alanının dört bir yanında eylemsellikler başladı. Eskiden kalma ezber anlayışlar nedeniyle bazı eylemlerimiz sabote olsa da; Sinan arkadaş bu konudaki arayışları sonuçlandırmak, yapının savaşma istemlerine karşılık vermek için her fırsatı değerlendirmeye çalışıyordu.

Yoğun operasyonlarla ve çatışmalarla geçen bir kışın ardından bahar aylarını yaşıyorduk. Ses getirecek güçlü eylemler planlanıyordu. Bu amaçla Sere Metina’da üç bölüğün katılımıyla gerçekleştirilecek bir eylem planlanmıştı. Sinan arkadaşın koordinesini üstlendiği eylem için üç bölük toplanmış gerekli tartışma ve planlamalar tamamlanmıştı. Öğleden sonra eylem düzenlemeleri okunmuş, üç bölüğün yapı ve yönetimi eylem düzenlemesine göre yerlerini almaya başlamıştı. Hava karardığı anda Kani Masi mıntıkasına doğru yoğun bir araç trafiği fark edildi. Yüzlerce aracın gelişi bir operasyonun habercisiydi.

Eylem amacıyla bir arada bulunan alan yönetimi bir durum değerlendirmesine giderek, eylemin ertelenmesi ve gelişecek operasyon için tedbir geliştirilmesi kararını aldı. Operasyon ardından eylemin tekrardan gündemleştirilmesinin daha doğru olacağı kararı çıktı.

Bu değişiklik ardından her bölük kendi görev alanına doğru yola çıktı. Sinan arkadaş da, 1 Ağustos 2007’de Dersim’de şehit düşen Medeni arkadaşın bölüğüyle hareket etmek üzere bizden ayrıldı. 12 Mayıs akşamıydı.

***

Tüm grup yorgundu. Şelaze köyünün üzerinde ara vermişlerdi. Yakındı ne de olsa yer. Şafağa yakın gidip tutacaklardı tepeyi. Moladan sonra daha hareket etmeden önce bir manga tepeci olarak görevlendirilerek önden gönderildi. Bölük, Sinan arkadaş ve o dönem Zap ve Metina cephesi üzerinde duran fakat daha sonra ihaneti seçen Bedri Zevki hemen tepecilerin altındaki sırtlarda mevzileneceklerdi. Planın eksik kalan yanı alt sırtların tutulmaması ve tepeci olarak seçilen Mervan’dı.

Şafakla birlikte kontra birlikler ve peşmergelerden oluşan operasyon birlikleri Metina zirvelerinde görülmeye başladı. Kısa bir süre sonra da Mervan’ın tuttuğu tepeyle temas başladı. Mervan orada aşağıdaki arkadaşlarını korumak için çatışmak yerine, tepeyi bırakıp kaçarak bölüğün yanına geldi. Artık tüm arkadaşlar savunmasız kalmıştı. Üstlerindeki tepeleri tutan düşmanla amansız bir çatışma başladı.

Çatışmanın en ön mevzilerinden birindeydi heval Sinan. Medeni arkadaş hemen yanında. İlk yaralananlar arasındaydı Medeni arkadaş. Düşman amansız yöneliyor, arkadaşların direncini kırıyordu. Bir süre sonra herkes teker teker mevzilerini bırakarak geri çekilmeye başladı. En son kalanlardan biriydi Sinan arkadaş. O da geri çekildi. Fakat alt sırtları da tutan peşmergeler aşağı inenlere suikast gerçekleştiriyordu. Bu esnada yaralanır heval Sinan. Biraz daha ilerler. Fakat yarası ağır olduğundan gizlenmek zorunda kalır. Yanına gelen Mervan çantasını ve silahını alır Sinan arkadaşın. Bir tek siyah renkli küçük el bombasını alır yanına.

Aşağı inen Mervan hemen teslim olur. Onunla birlikte on kişi daha teslimiyeti seçer. Direnen ve teslim olmayı reddeden Zilan arkadaş bombasını kendinde patlatır. Genç Agit arkadaş yaralı halde direnir, hemen şehit düşürmezler. Boğazına bağladıkları şutıkla metrelerce çekerek şehit düşürürler. Rojbin arkadaşı da şehit düşürür peşmergeler. Bir de Eşref arkadaşı. Birlik darmadağın olmuştu. Bedri birliği koruyup sağlam bir şekilde geri çekilmeyi gerçekleştireceğine canının derdine düşer.

Mervan’ın taşıdığı çantanın Sinan arkadaşa ait olduğunu anlayan Türk subayları arazinin taranmasını, Sinan arkadaşın bulunması emrini verir. Saatler sonra Sinan arkadaşın gizlendiği yere yaklaşır çapulcular. Kana susamış caniler Sinan arkadaşa yaklaştıkları anda Sinan arkadaş bombasını patlatır.

Tam çenesinin altına koymuştu bombasını. Yüzü tanınmasın diye. Ama anlamışlardı Sinan arkadaş olduğunu. Büyük komutanı sağ ele geçirmeyi umanlar bu direnç ve özgürlük ruhu karşısında bir kez daha yenilmiştiler. Onlarca mermiyle tararlar Sinan arkadaşın cansız bedenini. Biz öldürdük demek içindi. Bir PKK militanı, Apocu fedaiyi biz öldürdük diyebilmek için.

***

Amed’liydi heval Sinan. Amed gibi direngen, Amed gibi vefakar. Ve Amed aşkıyla doluydu yüreği. Az kalmıştı vuslata. Yazın yola çıkacak Akdağ’daki kartal yuvası mangada oturup çay içecekti. Gidecekti. Kesindi. Her şeyiyle hazırdı.

Gidemedi diyenler çok. En büyük özlemini yerine getiremedi diyenler.

Amed’le buluşmasını erteledi belki biraz, o kadar. Yoksa o her zaman orada. Bugün Amed deyince, Amedlilik deyince ilk akla gelenlerin başında ya, o yeter. Altın çocuk geçmişti buralardan. O Amed’in dağlarını adımlamış, her koyağında, her patikasında bir iz bırakmıştı. Şimdi o izler üzerinde yürüyor yeni Sinanlar. Anılarını yaşayarak, mücadelesini sahiplenerek yürüyorlar.

Yüzlerce Sinan oldu Sinan arkadaş. Kürdistan’ın dört parçasından gelip de Sinan arkadaşı gören, duyan, anlayan onlarca Sinan. Hepsi de Altın Çocuk’la yaşıyor, onun yolunda ilerliyor.

***

Gidişinin on ikinci yılındayız şimdi. 13 Mayıs 1999 günü Metina’nın Şelaze köyü yamaçlarında şehit düştü heval Sinan. Aradan on iki yıl geçti. Tam üç yüz altmış beş gün tanıdım. Saati saatine bir sene yaşadım onunla. Halen yaşıyorum ama on iki üç yüz altmış beş gün geçmiş olsa da…

 

Kod Adı: SİNAN AMED

Adı Soyadı: MURAT DEMİRHAN

Doğum Yeri ve Tarihi: 1 HAZİRAN 1972 AMED KULP XURUÇ KÖYÜ

Ana Adı: HÜMİRE

Baba Adı: İHSAN

Katılım Tarihi: 1992 AMED

Şahadet Tarihi ve Yeri: 13 MAYIS 1999 METİNA ŞELAZE KÖYÜ YAMACI