HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

Doğum günü kavramı ya da kültürü Medlerde kutlansa da kısa bir süre öncesine kadar Kürt kültüründe çok fazla canlı olan bir kültür, gelenek değildi.

Daha çok batıya özgü bir kültür olarak kanül edilmekteydi. Batı kültüründeki kaynak Ortadoğu olsa da Ortadoğu’da tarihsel gelişim içerisinde birey ve toplum arasındaki denge ezici biçimde toplumun üst tabakası lehine gelişince bu tür etkinlikler yok olmuştur. Neden böyle bir geleneğin Kürt halkında olmadığını anlamaya, sosyolojik tahlilini yapmaya çalıştığımızda; Ortadoğu’da, toplumsallığın çok baskın olması ve bireyin çok fazla bir değerinin olmamasıyla alakalı olduğunu görürüz. Sıradan insanların doğum günü kutlaması düşünülemez. Batı’da da bu iktidar kültürünün etkileri olmakla beraber bireyin ön planda olması, değer görmesi gerçeği daha baskındır. Kapitalizmin belli bir aşamasından sonra bu kültür yeniden canlandırılmış, çarpıtılarak topluma mal edilmiştir. Doğum günleri bireyciliğin bir tüketim kültürüne dönüştürülmesi anlamında canlı tutulan bir gelenek haline getirilmiştir. Nitekim günümüzde de batıdaki doğum günleri, neredeyse tüketim çılgınlığını tahrik eden bir işlev görmektedir. Bu noktada Önderliğin doğum gününe ilişkin yükleyeceğimiz anlam, kapitalizmin canlandırdığı, çarpıttığı tüketim kültürü üzerinden ele alınamaz. Her şeyden önce Önder APO doğuşunun bir miladı, yeni doğuşu ifade ettiği açıktır.  Bir tarihin ve halkın bir bireyde bu denli yoğunlaşması, ifadeye kavuşması pek az rastlanan bir durum olmaktadır. Bir bireyin de kendi başına bir halkı var etmesi ancak mucizelerle ifade edilebilir.  Önder APO’nun kendi mücadelesiyle halkının baş aşağı giden tarihinden başlayarak tüm insanlığa umut olması, umudu büyütmesi, peygambersel çıkışlarla benzerlikler arz etmekle beraber benzeri az görülmüş bir doğuş gerçekliği olmaktadır.

Doğuş gerçekliği Önder APO’nun en çok önem verdiği kavramlardan biridir. Önderlik; Doğuş gerçekliği, toplumsal değişim-dönüşüm süreçleriyle birlikte yeni doğuşlara yol açıyor ve bunun üzerinden yeni zihniyetle, yeni yaşamla, yeni değerlerle kendisini var ediyorsa gerçek ve anlamlı doğuş olarak görülebileceğini belirtiyor. 4 Nisan yani Önder APO doğuşunun, gerçekliğinin Kürt halkı ve insanlık için ne ifade ettiği ve ne anlama geldiği, neden tekil bir doğuş olarak ele alınmaması gerektiği gibi sorular hayatidir. Bir halkın, halkların, kadınların kendi doğuşlarını bir insanın (Önder APO’nun) doğuş günüyle birleştirdiğini, bu doğuşu kendi doğuşları olarak gördüklerini anlamak için bu doğuş hikayesine bakmak gerekir. Nisan ayı baharın gelişinin müjdelendiği, kara kıştan sıyrılıp rengarenk çiçeklerle süslenip kendisini yenilediği, yeni doğuşlara hazırlandığı dönemi ifade etmektedir. Bereketi ve verimliliğiyle bağrında besleyip büyüttüğü tüm canlılara can kattığı, gelişiyle şenliklerin kutlandığı bir zamana tekabül etmektedir. Her yeni doğuş kendisi ile umudu getirir. Kürt halkı, kadınlar ve insanlık açısından Önder APO ile özgürlük umudunun büyüdüğü ve bir gerçeğe döndüğünü hepimiz yaşayarak gördük, deneyimledik. Ortadoğu kültüründe toplumun yaşadığı sorunları, sıkıntıları aşmak için hep kurtarıcı-mehdi beklentisi olmuştur. Bu beklenti Kürt halkı açısından çok daha fazla hayati düzeydeydi. Kürt halkı açısından bin yıldır beklenen, özlenen ihtiyaç duyulan bir doğuştur 4 Nisan Önder APO doğuşu. Çünkü Kürt halkı Önder APO’nun doğuş sürecinde yok olmanın eşiğine gelmişti. Kendisine, değerlerine, tarihine yabancılaşmış ve bir soykırım düzeninde adeta son nefeslerini vermekteydi. Kürt halkının ilahlar tarafından terkedildiği, uğursuz kara bulutların Kürdistan’ın üzerine çöktüğü, karanlığın en koyu olduğu bir dönemde 4 Nisan 1949 tarihinde bahar ayı yeni doğuşlara hazırlanmışken bir güneş gibi doğuyor Önder APO. Önder APO’nun doğuşu ile bin yıldır Kürt halkının beklediği doğuşu gerçekleşiyor. Sönmüş ocakların ateşi yeniden yakılıyor. Umut büyüyerek gerçeğe dönüyor. Tarifsiz acıların yaşandığı, kaybetmenin kader olarak görüldüğü bir zaman ve mekânda bu doğuş gerçekleşiyor. Bu doğuşla makus tarihi yırtarak, yitik ülkemizin sabahında sadece yeni bir gün, yeni bir birey doğuşu değil, yeni bir halkın doğuşu gerçekleşiyor. Agıri’de mezara koyulan ölü Kürtlük bu doğuş ile betonları çatlatarak çiçekleniyor. Yok sayılmış, katliamlara maruz kalmış, yaşama küstürülmüş, özgürlüğe susamış Kürt halkı özgürlük halayına kalkıyor. Bu halay büyüyerek bölge halkı, kadınlar, cümle insanlık Önder APO’nun doğuşu ve yaktığı özgürlük ateşiyle ayaklanıp, halayı büyütüyor. Kürdün orijini olan asilik Önderlik doğuşuyla özgürlük umudu, özlemiyle buluşuyor. Bu doğuşla ayağa kalkan Kürt halkı zihnindeki kaleleri yıkarak umut ve inançla donanıyor. Bu umut, inanç bin yılların birikmiş intikam, öfke ve nefretine dönüşüyor. Halk Önderlik doğuşunu kendi doğuşu olarak kutluyor. Bunu kendi doğuş günü, kendi Rönesansı olarak görüyor. Amara’daki doğuş hakikat arayışına, hakikat savaşına dönüşüyor. Bu savaş ezilen tüm insanlığın, kadınların adalet, özgürlük ve intikam kılıcına dönüşüyor. Dolayısıyla 4 Nisan Önder APO’nun doğuşu bir bireyin doğuşundan çıkarak bir toplumun, insanlığın, kadınların doğuşu olmuştur. Önder APO’nun doğuş gerçekliğinde bir insanın doğuşunun nasıl milyonların doğuşuna dönüşebileceği kanıtlanmıştır.

Önder APO’nun birinci doğuşuna damga vuran husus arayış kavramı ile ifade edilebilir. Önder APO toplumsallık temelinde iyinin, güzelin, doğrunun, ahlakın, vicdanın ve özgürlüğün arayışçısı olarak mücadele eder. Önder APO’nun Önderliksel kimliğini tanımlayan en temel ilke toplumsallık ve yaşamdır. Önder APO demek yaşam demektir. İnsan açısından varoluş, bedenleşme ancak toplum zemininde gerçekleşir. Toplumsuz insani varoluş söz konusu değildir. İnsan toplumun bir anında ya da bir yerinde değil tam da kaynağında var olur. İnsanın tarihi de toplumun vücut bulduğu anda başlar. İnsan toplum içinde doğar, kimlik kazanır, anlam bulur, beslenir, korunur ve gelişir. İnsanın toplumsal bir varlık olduğu, ancak toplum zemininde varoluşunu gerçekleştirebildiği, bunun dışında kalan toplumsuz insan fikrinin bir yanılsama olduğunu Önder APO toplumsallığın temel bir ilkesi olarak ele almaktadır. Dolayısıyla 4 Nisan Önder APO’nun doğuşunun toplumsallık bağının dışında tekil bir doğuş olarak ele almanın bir yanılgı olacağını, Önderliğin tüm yaşam ve mücadelesinde görmekteyiz. Toplum ve bireyi arasında karşılıklı birbirini üretme diyalektiği hep var olagelmiştir. Fakat toplumsallığı dağıtılmış Kürt halkının Önder APO’ya çok fazla verebileceği bir şeyi kalmamıştı. Dolayısıyla zifiri karanlıkta tek başına hislerle başlayarak, sonrasında sorgulayarak, verili olanı kabul etmeyerek kendisini aydınlatarak çevresini (toplumunu) ve insanlığı aydınlatmaya başlamıştır.Zerdüştlükte insani varoluşun özünü doğruluk inşa eder. İlk insan çifti olarak yaratılan Maşye ve Maşyane iyi düşünme, iyi söyleme ve iyi eylemde bulunma özellikleriyle Ahura Mazda tarafından yaratılır. Kendi özünü insan biçimine sokarak yeryüzüne indirir. Böylece Ahura Mazda olarak anlama kavuşan temel hakikat insan olarak gerçeklik halini alır ve oradan bir ayna olarak tüm evrene tutulur. Burada yaratıcı kendini varlıkta sosyolojikleştirmekte ve varlıkla arasındaki ilişkiyi tarihsellik olarak kurmaktadır.

Tanrısal kimlik kendisini tüm yaratımların anası olarak tanımlar. Zaman ve mekânın, madde ve düşüncenin, oluşum ve gelişmenin, hareketin ve farklılaşmanın, doğumun ve çoklaşmanın, yaşamın ve ölümün; kısacası varlık adına bildiğimiz ve bilmediğimiz ne varsa her şeyin ana var edicisi olmaktadır. Tanrı evreni, doğayı, toplumu ve özgün olarak insanı; genel olarak varlığı hangi sebepten dolayı yarattı? Varlığı yaratma ihtiyacı nereden doğdu sorgulamasını yaptığımızda Önderliğin dediği gibi kendisini bilinir ve anlaşılır kılma çabasının bir sonucu olduğu anlaşılmaktadır. Hangi düşünce ve inanç düzleminden bakarsak bakalım evrende var olan gelişim diyalektiği, doğanın sürekli kendisini yenilemesi, insanın dolayısıyla toplumların sürekli bir değişim dönüşüme uğramalarını bilinir ve anlaşılır kılma çabasının bir sonucu olarak görmeliyiz. Görünür ve anlaşılır kılma çabasını kendini anlamlaştırma olarak okuyabiliriz. Milyonlarca yılla ifade edilen oluş-doğuş, gelişme ve farklılaşma süreciyle evren insan ile kendisini anlama ve bilme düzeyi olarak ortaya koymuştur. Bu kapsamda insanı, bilgi ve anlam olarak evrenin tam kendisi olarak ifade edebiliriz. Yani insanın anlam ve bilmesi evrenin kendini nasıl var ettiğinin ve geliştirdiğinin bilgisi ve anlamıdır. Canlılık-doğuş, evrenin özünde vardır. Dolayısıyla her yeni doğuş kendi içerisinde büyük potansiyel barındırmaktadır.

Önder APO gerçekliğine baktığımızda aslında 4 Nisan doğuşuyla birlikte daha çocuk yaşta verili olanın ötesinde anlam verme, sorgulama içerisine girdiğini görüyoruz. Fiziksel doğuşunu, içerisine doğduğu toplumu olduğu gibi kabul etmemiştir. Kendi tercihi, istemi olmasa da doğuşunu bir kader olarak kabul etmemiştir. Anlamlandırma arayışı ile daha çocuk yaşta çok fazla farkında olmadan doğuşunu anlamlandırmak istemiştir.  Zerdüştlükte Ahura Mazda olarak anlama kavuşan, temel hakikati olan insani özü iyi, doğru ve güzel vasıflarla donanmış gerçekliğiyle Önderlikte dile gelerek kendisini bir aynaya dönüştürerek tüm insanlığa ve evrene tutmuştur. Çıkış yapma imkanlarının en az olduğu bir ailede doğmuş olmasına karşın bir atom zerreciği gibi patlayarak, gelişerek, büyüyerek büyük anlamsallıklara kaynaklık etmiştir. Birleşik kaplar misali devrimsel gelişmelere yol açarak Kürt halkının halklaşmasına, özgürlüğüne öncülük ederek, kadınların, inançların, kültürlerin, doğanın özgürleşmesinin yolunu açmıştır. Günümüzde Önder APO gerçekliğine ve yarattıklarına baktığımızda doğuş potansiyelinin zirvede gerçekleştiğini görmekteyiz. Geliştirdiği düşünsel derinlikle çağın yaşadığı karanlıkta bir deniz feneri gibi insanlığa yol gösterici olmuştur. Milyonların Önderliğin her söyleyeceğini büyük bir dikkat ve ciddiyetle dinlemeleri insanlığın iyi sözcülüğünü yapmasındandır. Sevenlerinden muhaliflerine kadar eylemlerinden (yaptıklarından) kaynaklı peşinden gitmeleri, iyi düşünme, iyi söyleme ve iyi eylemde bulunmasıyla alakalıdır. Yani özü, sözü ve pratiğiyle birleşmiş dolayısıyla kendisini aşmış, tamamıyla toplumsal öncülüğü ile alakalıdır.  Her yeni doğuşun yeni yaşam ifade eden bir anlamı vardır. Doğuş yeni yaşamın kendisini üretebilme kabiliyetinin ifadeye kavuşması anlamına geliyor. Yaşam kavramının kendisi de ‘herhangi bir maddenin kendisini sürekli bir üst boyutta üretebilme kabiliyeti’ olarak tanımlanmaktadır. Bu maddi gerçeklik manevi değerler için de geçerli bir durum olmaktadır. Kürt toplumu yaralı, ölüm döşeğinde olsa da Önder APO’nun doğuşu ve duruşu ile kendisini üst bir boyutta üretebilme ve yenileyebilme fidesine kaynaklık etmiştir.  Bu fide özgürlük ağacına dönüşerek Kürt halkının, kadınların, insanlığın altında bir araya geldiği, yeni bir oluşla kendisini üreterek kendisini evrenselleştirdiğini görmekteyiz.  4 Nisan Önderliğin doğuş gününün kutlamaları son yıllarda dünyanın her tarafından Kürt halkı başta olmak üzere Önderlik gerçekliğini anlamaya çalışan tüm kesimler tarafından farklı biçimlerde kutlanıyor. Tarihsel ve toplumsal gelişim sürecinde insanlık doğuşlara büyük önem vermiş, anlamlar biçmiştir. Esasen bu anlam biçme ile toplumlar kendi varlığına anlam biçerek temsil ettiği gerçekliği görünür kılmak istemişlerdir. Yeni yaşamın başlangıçları halklar tarafından bayramlara dönüştürülerek, kendi yaşamları ile anlamlı bağlar kurarak kutlanmıştır. Önder APO’nun doğuşu da doğuş anında içine doğduğu ailede bir armağan görülüp bayram havasında kutlanmışsa da bu kutlama aileyle sınırlı kalmamıştır.  Bu kutlama Kürt halkından başlayarak tüm evrene yayılan bir kutlamaya dönüşmüştür. Önderliğin doğumunun halkımız, insanlık için ne anlama geldiğini bilerek, bu doğuşa uygun duruş ve pratikler sergileyerek gerçek anlamıyla yaklaşmış oluruz. Önderliğin doğuşunu, dolayısıyla gerçekliğini doğru sahiplenmiş oluruz. Nasıl ki Önderlik kendi yaşam dönemlerini; geleneksel ana ya da ailenin reddi, geleneksel-resmi toplumun reddi ve en son bütün uygarlık sisteminin reddi tarzındaki gelişim aşamaları şeklinde nitelemişse; Bizler de buna denk bir anlamsallıkla Önderlik doğuşuna yaklaşarak, tarihsel-toplumsal gerçekliği içerisinde ele alırsak hakkını vermiş oluruz. Önder APO, kendi biyolojik doğuşuna çok değer vermediğini hayat hikayesini anlatırken çok çarpıcı örneklerle ifade etmektedir. Buna karşın daha sonraki süreçlerde gerçek doğuşunu devrimci doğuşla birlikte tanımlamaktadır. Özellikle PKK’nin kurulması ve örgütlendirilmesini kendi doğuşu olarak adlandırmaktadır. Komplo sürecinde imha ile karşı karşıya gelen Önder APO, esaret sürecinde geliştirdiği yeni paradigma ile üçüncü doğuşunu gerçekleştirdiğini ifade etmektedir. Önderliğin doğuşunu anlamlandırması tamamıyla toplumsal-sosyolojik bir kavramlaştırma ve anlamlandırmadır. Önderlik kendi doğum gününün hangi etkinliklerle kutlanabileceğine ilişkin de insanların birbirleriyle buluşması, ağaç ekilmesi özellikle mücadelenin geliştirilmesi tarzında ele alınmasını istemektedir.

Her yeni doğuş bir isim koymayı gerekli kılar. İnsan türü açısından her yeni doğuş bir topluma doğulduğu için kutlamalarla karşılanmaktadır. Her yeni doğuş, ad verme süreciyle gelişir. Ad verme süreci toplum için kendini kanıtlama ile gelişen bir süreç olmaktadır. Ad verme geleneğinin kadına ait bir özellik olduğu tarihsel kaynaklardan bilinen bir gerçektir. İsim koyma eyleminin önemi kimlik kavramıyla öne çıkar. Varlığın kimliği o varlığın anlamı ve işlevselliği olmaktadır. Dolayısıyla varlık olarak dile gelme, görünür olma taşıdığı isimle gerçekleşir. Amara’da biyolojik doğuş yapan Önderliğin, Abdullah ismini (Abdullah ismi iki anlama gelmektedir. 1. Yaratıcıyla özdeşlik 2. Yaratıcının kendisinde dile geldiği kulu) ve Öcalan soyadını almasının kendi duruşu ve pratiğiyle bu düzeyde uygunluk arz etmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir yan olmaktadır. Kendisini yaratan ve Öcalan olarak tarih sahnesine çıkaran bu doğuş; Kürdistan’ın tüm köylerine, dalga kentlere, kentlerden ülkelere ve bir umut ışığı olarak yeryüzüne yayıldı. 4 Nisan büyük doğuşların gerçekleştirilebileceğinin umudunu da içerisinde barındırmaktadır.

Önderlik her adımını, toplum ve halk adına bir doğuşa dönüştürerek kendisini var etmektedir. Önder APO beni tartışmak bir halk gerçekliğini tartışmak demektir diyor. Özellikle özgürleşmeye doğru yürüyen bir halkı tartışmak; daha çok kendimizi anlayabilmek demektir diyor. Bizlerde bugün vesilesi ile Önderlik doğuşunu kutlarken bunun mutluluğu, sevincini yaşıyoruz.  Önderliğin yoldaşı olma onurunu yaşayıp, aynı hakikat yolunda yürürken Önderlik gerçekliği, halk ve şehitler karşısında görevlerimizi ne kadar yerine getirebildik, bu doğuşlara denk ne kadar başarılı mücadele geliştirip layık olabildik. Layık olabilmek için önümüzdeki görevler nelerdir muhasebesiyle 4 Nisanları karşılama ve anlamlandırma sorumluluğu ile karşı karşıyayız.

Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi