DURAN KALKAN
Önder APO Ulus-Devlet ideolojisinde olmayacaksa hangi ideolojik çizgi gelişecek bunu araştırdı, çözüm yöntemlerini araştırdı, yoğunlaştı, amaç-araç çelişkilerini çözdü sonunda ulus-devletin çözemediği sorunların çözüm ideolojisi olarak demokratik ulusu ortaya çıkardı.
Demokratik ulusu tanımladı, demokratik ulusu geliştirdi, çözüm çizgisi olarak demokratik ulus çizgisini gördü. Tabi bu süreç sancılı geçti, engeller, zorluklar çoktu, imkansızlıklar fazlaydı. Önder APO yeterince çalışma koşullarına ve imkanlarına sahip olmadı. Bu durumu esas alarak, üzerinde yoğunlaşarak, çözüme katkı sunacak bir çalışmada Önderliği destekleyecek, güçlendirecek çalışma dışarda fazla olmadı. Örgüt 2000 yılının ocak ayında yapılan 7. Kongreden itibaren değişim ve dönüşüm sürecine girdi ama bu değişim, dönüşümün felsefesi, ideolojisi, örgüt yapısı, strateji ve taktikleri nasıl olacaktı bu konularda pek fazla netlik ve aydınlanma olmadı. Bir yandan eskiyi yıkmak gerekti ama diğer yandan yeninin ne olacağı açığa çıkmamıştı. Böyle bir ara dönem, muğlaklık içeren, net olmayan bir dönem gündeme geldi. İşte tasfiyecilik esas bu dönemde kendini hortlattı, bu duruma dayanarak kendini açığa çıkardı, bunu kendisi için fırsat bildi. Gördü ki örgüt eskiyi yıkmış yeniyi kuramıyor o halde saptırırım, daha ters yöne götürürüm hesabını yaptı. Bunu kapitalist modernite sistemi yaptı, ABD yaptı. Uluslararası komployu örgütleyip, yöneten güç olarak ABD, İsrail ve İngiltere yaptılar, CIA yaptı aslında. Buna göre PKK’ye içten müdahaleye yöneldiler, iç tasfiyeciliği böyle hortlattılar. 15 Ağustos öncesinde de böyle bir durum vardı. Yurt dışına çıkınca parti zayıf duruma düşmüştü, ülkeden, halktan kopmuştu, imkanları azdı, yurt dışı alan zayıflıklarla dolu alandı, kaypak alandı, halktan ve ülkeden kopukluk zorluklar yaratıyordu, gelecek net değildi çok açık görülmüyordu. Öyle muğlaklık ortamında NATO Almanya üzerinden nasıl müdahale etti? İşte provakatif çizgiyi geliştirerek müdahale etti onun öncülüğünü semir denen kişi yaptı. 2002-2003 sürecinde de bu muğlak ortama yine NATO, ABD müdahalesi oldu, işte tasfiyeci provakatif eğilimi geliştirmek üzere bu çizginin öncülüğünü de işte Ferhat, Botan, Ebubekir, Ekrem vb. yaptılar. Daha birçok kişi bunun içinde oldular ve zeminde buldular. Çünkü paradigma değişimi gerçekleşmemiş, ideolojik devrim gerçekleşmemiş, bunalım aşılmamış, netsizlik vardı, muğlaklık oluşmuştu. Böyle bir netsizlik, muğlaklık ortamına KDP’lileşmeyi dayattılar. PKK’nin o zamana kadar oluşmuş fedai, militan, profesyonel devrimci çizgisini sabote ederek, bozarak, çarpıtarak KDP’lileşmeyi dayattılar. Esas tasfiyeciliği dayattılar. 3. Önderliksel doğuş gerçekleşmemişti, parti aydınlanmamıştı, kadro eğitilip yönlendirilmemişti ama bir arayışa girilmişti, tasfiyeci yön verilerek ters yöne götürülmeye çalışıldı. Nasıl semir Almanya’ya NATO’nun kucağına PKK’yi götürmek istedi, Ferhat-Botan da yine Irak’a, NATO’nun kucağına, Amerika’nın kucağına partiyi götürmek istediler, tasfiyecilikler birbiriyle bu kadar bağlantılıydı. Şimdi bu kriz durumu 2002’nin güzünde daha çok somutlaştı. Kasım ayında yapılan seçimle adaletle kalkınma partisi daha kongresini bile yapmadan tek başına iktidara gelince PKK’ye içten dayatılan bu tasfiyeci süreç daha da hızlandırıldı. Neden? Çünkü AKP’yi Amerika iktidara getirmişti, PKK içerisindeki provakatif, tasfiyeci saldırıları da Amerika örgütlüyordu, AKP’yi kullanarak, bir araç gibi yaparak, örnek kılarak asasında Erbakan hareketi içerisinde, milli görüş içerisinde sözde yenilikçi adı altında tasfiyecilik türetilmişse Apocu hareket içerisinde de yenilik adı altında tasfiyecilik türetilmek istendi. AKP’nin milli görüş hareketinden kopuşu bir örnek gibi PKK içerisinde de gerçekleştirilmek istendi. Bunun bölgesel gelişimi de var, sadece kendi görüşlerimizle değerlendiremeyiz. 11 Eylül 2001’di ikiz kule olayları oldu, 2002 de Afganistan ve ırak a askeri saldırıda bulundu ABD, 2003 ün martında doğrudan Bağdat’a yürüyerek Saddam yönetimini yıktı, ırak ın tümünü ele geçirdi, işgal etti. Bunlarda PKK içine tasfiyeciliği dayatmak için önemli bir askeri ve siyasi zemin oldu. Aslında ırak işgaline dayanarak PKK’ye de bölgede ABD’ye karşıt olan diğer devletlere, siyasi güçlere de benzer müdahalede bulundu ABD. Provokasyon işte böyle bir müdahaleydi. Afganistan ve ırak savaşını Önder APO değerlendirdi, Türkiye’de AKP’nin iktidara gelişini değerlendirdi buna karşı yeni politikalar oluşturmaya karar verdi. Komplodan sonra 2 Ağustos 99 da süresiz ateşkes ilan etmişti. 2001-2002 yıllarında bu süreç böyle devam etti. Dördüncü tek yanlı ateşkes süreci. 3 Kasım 2002 seçiminde AKP tek başına iktidar olunca Önder APO dedi 3 ay fırsat veriyoruz. Eğer demokratikleşmeyi geliştirirse Türkiye’de kayıtsız şartsız destek vereceğiz. Fakat öyle yapmazsa AKP’ye karşı mücadele edeceğiz. Tasfiyeciler Ferhat çıktı 3 ay değil 6 ay veriyoruz diye Önderliğin planını sabote etmeye çalıştı. Fakat Önder APO kendi çizgisini yürüttü. Sanıyorum 2003 ün nisanıydı avukatlarla yaptığı görüşmede artık eski koşulların değiştiğini, dolayısıyla Kürdistan’da bir ateşkes sürecinin özgürlük mücadelesi açısından bir yarar getirmeyeceğini dolayısıyla 2 Ağustos 99 da yaptığı ateşkes çağrısını geri aldığını ilan etti. Önder APO ateşkes çağrısı yapmış örgüt ona göre ateşkes ilan etmiş, Önder APO bu ateşkesi çekince örgütün ateşkesi havada kaldı. Diğer yandan Atina savunmasında KNK’yle PKK’nin birleşip Kongreya Gel örgütlülüğünün geliştirmesini ön gördü demokratik konfederalizm olarak. Yeni paradigmanın yeni temel örgütsel sistemi olarak Kongre Gel’ in oluşturma çağrısını yaptı. Bunları değerlendirmek üzere 2003 ün temmuz sonunda genişletilmiş bir Merkez Komite toplantısı yapıldı. Orda yoğunca tartışıldı o zamana kadar belli askeri hazırlıklar olmuş, Kuzeydeki askeri güç değiştirilmiş, kısmi bir askeri güç kuzeydeki eyaletlere gönderilmiş ama güç yoğunluğu Başurdaydı, Kandil alanındaydı. Karargâhın Behdinan a taşınması söz konusuydu. 2003 yaz sonunda yapılan Merkez toplantısı bu konuları tartıştı, Önder Apo’nun ateşkesi geri çekme çağrısını tartıştı, tasfiyeciler toplantı üzerinde hakimiyet kurdular, ateşkesin sürdürülmesini kararlaştırdılar. Böylelikle hareket Önderlikten kopmuş oldu. PKK’yle KNK’nin birleşip Kongre Gel oluşturulmasını PKK’nin tasfiyesi için fırsat olarak gördüler, tasfiyecilik aktifleşti, Kongre Gel sistemini aslında PKK’nin ideolojik kadrosal durumunu tasfiye ederek bir tür KDP’lileştirme operasyonun PKK’ de gerçekleştirilmesi süreci haline getirmek istediler. Buna göre hazırlıklar yapıldı, nitekim 2003 ün ekim sonunda kasım başında toplanan Kongre Gel 1. Genel Kurulunda bu konuda yoğun bir mücadele oldu. Temmuzdaki toplantıda ateşkes konusu karara bağlanamamış, Kongre Gel genel kuruluna bırakılmıştı. PKK’nin veremeyeceği kararı Kongre Gel mi verecekti? Hem de savaş hakkında, mümkün mü bu? PKK gibi profesyonel devrimci bir örgüt veremiyor kararı. Aslında karar alınamayan bir durumda tasfiyeciliğin kararının böyle sürece yayılarak geçerli kılınması durumuydu. Kongre Gel genel kurulu nitekim bu konuları tartışma fırsatı bile bulamadı, böyle bir zemin bile yok. Cemal arkadaş bir iki defa gündeme getirmek istedi öyle bir ortam oluşmuştuk herkes dediler bunu tartışacak durumda değiliz. Yeni bir yönetim ortaya çıkıyordu, koordinasyon değişiyordu, örgüt bir tasfiye sürecini kesinlikle yaşıyordu. Nitekim genel kuruldan sonra daha çok böyle bir durum gelişti, farklı farklı şeyler ortaya çıktı. İşte Bilim Sanat Komitesi Kongre Gel’i nasıl anlamalı başlıklı bir yazı yayınladı kendi anladığı gibi. Türkiye çalışmalarına dönük Kongre Gel nasıl örgütlenmeli, pratik örgütsel şeyler verildi, Avrupa sistemide biraz onu esas aldı. Tasfiyecilerde sürece yayarak profesyonel devrimciliği, fedai militanlığı adım adım, yavaş yavaş tasfiye etme sürecini geliştirdiler, bu tür çabaları engellemeye çalıştılar. Bu tartışmalara yol açtı, sonunda nihayet 2004 ün mart-nisanında yürütülen tartışmalar sonucunda örgüt içindeki durum dışa yansıdı. Şöyle diyebiliriz aslında tasfiyeciliği engellemek, önlemek gücünü gösteremedik. Tasfiyecilik örgütlüydü, arkasında Amerika vardı, KDP ve YNK’yi kullanıyordu. Onun dışındaki kadrolar bireydiler, tek tektiler, parça parçaydılar, herkesin görüşü kendine göreydi, dolayısıyla aktivite geliştiremiyorlardı. Böylesi bir durumda erime, parçalanma çok hızlı bir biçimde gelişiyordu. Bu tehlike görülünce yavaş yavaş basına yansıtıldı, ben bütünlüklü yansıttım. Sonunda kendim gördüm ki daha fazla kendi gücümüz yetmiyor, böyle kalması da örgütü bitiriyor, böyle yavaş yavaş biteceğimize yani belki şok etkisi olabilir ama tedbir gelişir diye basına daha geniş bir açıklamada bulundum tasfiyeciliği teşhir ederek. Tabi bu durum Önderliğe yansıdı Kongre Gel genel kurulu hakkında genel kurula katılan avukat yeterli, doğru ve zamanında bilgi vermemişti. Sözde zaman uzasın diye Önderlikle görüştürmediler. Aslında tasfiyecilik açığa çıktı ki zemin yaratmak istiyorlar. Zaten o avukatın MİT’le ilişkisi varmış, sonra o da netlik kazandı. Önderlik ancak bizim açıklamamızdan örgüt içerisindeki durumu öğrendi ve müdahalede bulundu.
DEVAM EDECEK…
