HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

14 Temmuz direnişlerinin anısına sahip çıkma konusunda ortaya çıkan en temel mesele şudur: En büyük kötülük, insanın parti yoldaşlığını, dava yoldaşlığını ve direniş gerçeğinin yoldaşlığını bütün yönleriyle kavramamasıdır.

Biz bunu her zaman söyledik: “Eğer bugüne kadar hâlâ görevlerimize bağlıysak ve direnişimizden vazgeçmiyorsak, bunun en temel kaynağı, direnişçi yoldaşlarımıza ve bütün yoldaşlarımıza olan bağlılığımızdır.”

Bunu sonuna kadar kendi içinde hissetmek ve zaferle birlikte yaşamak son derece önemlidir. Ne olursa olsun, direnişçi şehit yoldaşlarımızın yaşamını kendi yaşamımızın önüne koymamız gerekir.

Her şeyden önce onların yaşamı, ardından bizim yaşamımız gelmelidir. Bunun dışında kalırsanız çok düşük bir düzeye düşersiniz.

Ben yıllardır haykırıyorum: “Siz bu büyük direnişi nasıl anlıyorsunuz? Görmüyor musunuz?” Benim gücüm bile onların anısını ayağa kaldırmaya yetmiyor; bunun zorluğunu yaşıyorum. Bir yandan teorik alanda, diğer yandan da pratikleşme imkânlarını geliştirmeye çalışıyorum. Peki siz ne yapıyorsunuz? Siz daha kendi eğitiminizi bile taşıyamıyorsunuz.

Yaratılmış değerler vardır. Bu değerler direnişçi yoldaşlarımızın mirasıdır. Çok sayıda şehit verildi, çok büyük direnişler gerçekleştirildi ve bu değerler her geçen gün daha da büyüdü. Bu konuda anlaşılmayacak hiçbir şey yoktur.

Bunun içinde yeni insanın yaratılması vardır. Bunun içinde bir halkın bağımsızlığının güvence altına alınması vardır. Bunun içinde özgürlüğe ve verilen emeklere cevap olma vardır. Bu değerlerin gerçek anlamı budur.

Devrimci teori, beslendiği kaynak, yani politika, her türlü örgütlenme, yaşam ölçüsü ve yaşam gücü bunun içindir.

En azından benim bu direniş değerlerine bağlılığım vardır ve bunların çiğnenmesine hiçbir zaman izin vermem. Fakat tek başıma bu değerlerin çiğnenmesine izin vermemek yeterli değildir. Aşağıdan yukarıya bütün parti ve bütün savaşçılar bu tutumun içinde olmalıdır.

Siz çok gençsiniz. Başarı hanenizde henüz hiçbir şey yoktur. Siz kendi kendinize, “Başarı için yaşamalıyım, bu yaşamım içinde bazı başarılar elde etmeliyim” demeyecek misiniz?

Sıradan bir insan da olsanız bu soruyu kendinize sormanız gerekir. Kendi kendinize, “Ben bir çürümenin içinde miyim?” demeyecek misiniz?

Siz sürekli, “Biz yetiştik, sizin emeğiniz üzerinden kendimize yaşam kurduk, kendimizi etkili kılmak istedik ve kendimizi güçlü gösterdik” diyorsunuz. Peki bu tutum affedilecek midir?

Bir kişi kendisini bu şeylere teslim etmişse, o kişiden her türlü çirkinlik ve lanet çıkar.

Terbiye şudur: İnsan değerlere layık olmayı bilmeli ve onlara bağlı olmalıdır. Emeğe bağlı olmalı ve başarıya bilinçli bir biçimde bağlanmalıdır.

Biz bu saygısızlığı ve terbiyesizliği aşmalıyız. Peki bu nasıl aşılır? Görevler karşısında az çok değer biçmek, onları yürütmek ve boş, kötü kayıplara izin vermemek gerekir. Bu konuda biraz vicdanınız harekete geçsin.

Ben bir kez daha soruyorum: Onlar direnmeyi nasıl bir sanat gibi öğrendiler?

Siz hangi görevin insanı olacaksınız? Parti olmanın esasları temelinde asker ve gerilla olacaksınız. Eğer bu temel üzerinde kendinizi her bakımdan amansızca verirseniz, o zaman yaşamınızda en doğru yolu seçmiş olursunuz.

Bunun tersine, ölümünüz bile hiçbir işe yaramaz. Yani bu doğru yol üzerinde olmayan her şey boştur.

14 Temmuz’u hatırlayalım. Bu yoldaşlarımız en yüksek düzeyde büyük bir mücadele yürütmek istediler. Biz Hayrileri ve Kemalleri çok iyi tanıyoruz. Onlar mücadele arzusuyla kendilerini tamamen vermiş yoldaşlardı.

Onlar açısından devrimci pratik, yaşamın kendisiydi.

Yoldaş Hayri, aldığı her nefesle örgüt ve propaganda çalışmalarını yaşardı. Bunun dışında tek bir günü bile boş değildi ve bu biçimde büyük bir kişilik hâline geldi.

Yoldaş Kemal de kendisine ait olan her şeyi örgütün hizmetine sunmuştu. Bütün varlığıyla partinin mücadele çizgisini yaşıyordu. O, parti yaşam tarzını nefes nefese yürüten bir kişilikti.

Bu konuda çok şey söylendi. Hâlâ da çok şey söylenebilir ve söylenecektir.

Bir direnişçi nasıl yaşar?

Onlar o acımasız Amed Zindanı’nda, bütün işkencelere rağmen, o koşullar altında göğüslerini açtılar ve bu işkencelere karşı direnişi yaşadılar.

Eğer bugüne kadar hâlâ görevlerimize bağlıysak ve direnişimizden vazgeçmiyorsak, bunun en temel kaynağı direnişçi yoldaşlarımıza ve bütün yoldaşlarımıza olan bağlılığımızdır.

Bunu sonuna kadar kendi içinde hissetmek ve zaferle birlikte yaşamak çok önemlidir. Ne olursa olsun, direnişçi şehit yoldaşlarımızın yaşamını kendi yaşamımızın önüne koymamız gerekir.

Ölüme yaşamla karşılık vermek, böyle bir karardı. Fakat yalnızca karar vermek yeterli değildir.

Kararın ardından insan dakika dakika çalışmanın içinde olmalıdır. Nefes nefese parti çalışması için, bu savaş durmasın diye kendisini ortaya koymalıdır.

Biz bunlardan söz ettiğimizde, bunu sizin sonuç çıkarmanız için yapıyoruz.

Biz yalnızdık, hiçbir şeyimiz yoktu. Fakat küçük şeyleri bile yaparken onlara büyük anlam veriyorduk, çünkü onlara inanıyorduk.

Sonucu biliyorsunuz. Güney’de tek bir dostumuz yoktu. Bugün ise milyonlarca dostumuz vardır. Bir ev bile bizi misafir olarak kabul etmiyordu. Bugün ise bütün evler bizim evimizdir.

Bu nasıl oldu?

Bizim kararımızla ve yeni yaşamla oldu.

Bunun önünde kim durabilir?

Size verilebilecek en büyük şey şudur: O zaman diyeceksiniz ki, “Doğru yaşam budur. Bağımsızlık ve özgürlük insanlığın hakikatidir. Bu, onurlu insanın yaşamıdır.”

Bu sizin için de geçerlidir ve biz kendimizi buna ulaştırdık. Kendi yaşamımıza ulaştık.

Parti çalışması ve önderlik çalışması bugüne kadar bundan ibaret oldu. Biz yine kendi çalışmamızla kendimize ulaşıyoruz. Kendimizi yitirmiyoruz, kendimizi ağırlaştırmıyoruz ve fazla acele etmiyoruz.

Nerede nasıl adım atılması gerekiyorsa, o adımı atıyoruz. Usul neyse, onun üzerinden ilerliyoruz.

Ölümün gerektiği yerde ölürüz. Vurmanın gerektiği yerde vururuz. Ne gerekiyorsa onu yaparız ve başarırız.

İşte PKK’nin usulü budur. PKK’nin yaşamı budur.

Bu gerçekler temelinde sizin için başarı istiyoruz.

Eğer doğru çalışır ve kendimizi mücadelemize doğru biçimde verirsek, bütün dünya tek bir güç hâline gelse bile bizi başarıdan uzaklaştıramaz.

Biz her zaman söylüyoruz: Başarıdan başka hiçbir şeyi kabul etmiyoruz.

Başarı bizim için bir zorunluluktur.